Mutlu Yıllar!
Gençliğin Yeni Adresine Hoşgeldiniz...
Ana Sayfa      Hazır Mesajlar
Sayfayı YazdırSık kullanılanlara ekle

Hazır Mesajlar İçin Lütfen HAZIR MESAJLAR Kategorisinin Alt Başlınlarına Tıklayınız.



Kendimizi korumak adına iletişimi kapadıkça, söylediklerimizle söylemek istediklerimizin anlamı arasında büyük farklar oluşmaya başlar.

Öğretmen, “Beni anlıyor musun?” derken “Evet desen iyi olur” diye düşünmektedir ve kızgınlık hissetmektedir. Burada karışık mesaj vardır. Düşünce/duygu/söz (davranış) arasında uyum yoktur. Çocuk, öğretmenden karışık mesaj almaktadır. Öğretmenin söylediklerine bir anlam veremediği için kendince yorumlamaktadır.

Çocuk da öğretmene karışık mesaj göndermektedir. Söylenenleri anlamadığı halde anladığını söylemektedir çünkü gerçeği söylemekten korkmaktadır. Düşünce/duygu/davranış uyumsuzluğu ile verilen karışık mesajlar, iletişim kurmaya çalışan insanlar arasında yanlış anlaşılmaya ve karmaşaya yol açar.

Ahmet, Ayşe geç kaldığı için kızgındır. Ayşe her zaman Ahmet’le olan randevularına geç kalan biridir. Ayşe nihayet randevu yerine geldiğinde Ahmet ona birtakım güzel şeyler söyler ama dişleri sıkılıdır ve göz kontağı kurmaktan kaçınmaktadır. Ayşe, Ahmet’in mesajlarındaki uyumsuzluğu fark etmiştir. İletişimi açık tutmak amacıyla Ahmet’e, “Bir sorun mu var?” diye sorar. Ahmet anında bir sorun olmadığını söyler. Ayşe’yi ikna edecek kadar “normal” davrandığı için de rahatlamıştır. Yani başarıyla duygularını gizlemiştir ve artık o rahatsız edici an geçmiştir.
Ama Ayşe, Ahmet’in gerçek duygularını söylemediğinin farkındadır ve bu yüzden incinmiştir. Suratına “her şey normal” maskesini takarak o da Ahmet’i daha fazla kızdırmak istememektedir. Ayşe için de rahatsız edici an geçmiştir artık.

Çocukluğumuzdan beri, duygusal yalanlar söyleyerek görünüşü kurtarma sanatını(!) öğreniyoruz. Duygularımızı gizlemenin, belli etmemenin marifet olduğu öğretiliyor bize. Yani yetişkin olana dek, duygusal kapalılık ile ilgili uzunca bir eğitimden geçmiş oluyoruz.

Peki bu kadar çabaya değiyor mu? Görünüşü kurtarmak bizi gerçekten koruyor mu? Ne pahasına koruyor? Neyi koruyor?

Verdiğimiz karışık mesajlarla sadece başkalarının kafasını değil, kendimizi de karmakarışık hale getiriyoruz.

Hikayeye devam edelim…

Ahmet’le Ayşe yemeğe gidiyor. Ahmet, kızgınlığını başarıyla bastırmış, içine gömmüş durumda. Ayşe ise duygularını Ahmet kadar başarıyla bastıramıyor. İncinmişliği hala hissediyor. İncinmişlik doğal olarak bir süre sonra yerini kızgınlığa bırakır. Ayşe, sorunun köküne inmeye karar veriyor ve Ahmet’e akşam buluştuklarında gerçekten ne gibi bir sorun olduğunu soruyor. “Hiçbir şey” diyor Ahmet. Ayşe gerilerek, “Sen beni aptal mı sanıyorsun? Buluştuğumuzda çok gergindin” diyor. Ahmet, hiçbir sorun olmadığını söylemekte ısrar ettikçe Ayşe üzerine gidiyor. Bu kez Ahmet, “Şimdi neden akşamın keyfini bozmaya çalışıyorsun?” diyor.

Hikayenin sonunu tahmin edebilirsiniz. Ahmet, bağırmaya başlayarak Ayşe’nin her zaman geç kalmasından bıkıp usandığını söylüyor. Neden kızmış olabileceğini anlamamış olmasına da kızıyor tabii ki. Ayşe de Ahmet’in gerçek duygularını söylememesine ve onun zihnini okumasını beklemesine kızgın. “Her zaman, her şey normalmiş gibi davranmaktan bıktım” diyerek kapıya doğru yöneliyor.

Ayşe de, Ahmet de kızgınlıklarını yerinde, zamanında ve dozajında ifade etmedikleri için bir süre sonra patlama yaşıyorlar.

Kırk yaşlarında bir kadın yıllar sonra yurtdışından dönen gençlik aşkı tarafından aranıp bulunuyor. İkisi de bekar, ikisi de yalnız. Yeniden buluşmanın heyecanıyla bir hafta kadar bir balayı yaşanıyor. Ama geçen yıllar kadının bedenine gereksiz kilolar yüklemiş. Adam önce bu kilolara aldırmamış gibi davranıyor. Ama sonra kadından fiziksel olarak uzaklaşmaya başlıyor. Aralarındaki iletişim, adam başka şehre taşındıktan sonra, sadece her akşam erkek tarafından edilen telefonlarla kuruluyor. Kadın, incinmiş, kırgın ve kızgın. Adamdan aldığı karışık mesajlar, psikolojisini bozmaya başlıyor.

İşte erkekten kadına on gün içinde gelen iki karışık mesaj:
“Bunu sonsuza kadar sürecek bir sevgi ama kısa süreli bir ilişki olarak düşün” ve “Bizim bu saçmalıkları bırakıp artık evlenmemiz lazım.”

Bu mesajların hangisi gerçek?

Eğer kendimize saygı duymazsak, başkalarına nasıl saygı duyabiliriz? Özsaygının ne olduğunu bilemeyiz ki.

Eğer kendimizi eleştirip yargılıyorsak, başkalarını eleştirmeden ve yargılamadan nasıl durabiliriz? Çünkü yargılamayı çok iyi biliyoruz.

Kendi duygularımızdan korkuyorsak ve kendimize bazı duyguları yasaklıyorsak, başkalarının duygularıyla nasıl ilişkiye geçebiliriz ki. Duyguları tanıyamayız bile.

Ancak kendi öz-değerimizi bildiğimizde başkalarını değerli bulur ve onlara saygı duyabiliriz. Her şey yine gelip özgüven konusuna dayanıyor. Kendi sınırlı düşüncelerimizi değiştirme gücümüz, kendimizi sevebilme ve değerli bulmamız ile doğru orantılıdır.

Kaynak: İletişimde Ustalaşmak / Saim Koç

http://www.htmleditorx.tr.gg


SPIN PALACE CASINO shoutbox widget Online casino MAC CASINO New Zealand Online Casinos

 
 
 Copyright© 2011 ßy Genclikmerkezi.com