ÇAĞLARI AYDINLATAN YÜCE
PEYGAMBER
Tam beş yüz yıldan fazla, geçmişti ki İsa’dan;
İnsanlık yoldan çıkmış, dünya olmuştu zindan !
Evrendeki gecenin, son karanlığıydı bu,
Çağları aydınlatan, yüce Peygamber doğdu!
YaResulallah! Şeksiz sen olmasaydın eğer;
Var olmazdı felekler, arzda
olmazdı değer! (1,99)
Ey kıvancımız! Sensin tüm güzeller güzeli, (2/a-b)
Sonsuzluk âleminde, Ey rahmet peygamberi. (3),(126)
Makam-ı Mahmut senin,
ilk şefaatçı sensin, (4, 26-b)
Senden başka örnek yok, sen
en büyük öndersin. (5)
Okur-yazar değildin, okuttu Allah seni,
Ve unutmazsın dedi, tey’id etti rutbeni.
(6)
En üstün insan çıktı,
bilgisayarda vasfın, (7/a)
Aynalar kadar berrak,
deryalar kadar safsın.
Hazreti Musa, İsa; ardından geldi ancak, (7/b)
Milyarların içinde, sana verildi sancak.
* Bu şiirin bir bölümü, bizzat yazarımız M. Avni (Avnullah) ÖZMANSUR tarafından 15.04.1991 tarihinde TRT Ank. Televizyonu (1. Kanal) sahur programında okunmuş sesli
ve görüntülü olarak yayınlanmıştır.
Sen ki üstün insan, sen ki Halifetullah! (8)
Bütün yetkiler ile, donattı seni Allah.
(9)
Vedduha sûresi’nde yemin etti Hakk, niçin? (10)
Kalbini tatmin edip, gönlünü almak için.
Helâl – Haram edersin, izn-i ilâhi ile; (11)
Raûf-Rahîm ismini, Allah
getirdi dile. (12)
Senin zuhurun için, yaratıldı tüm insan, (13)
Senin emrin geçerli, sonsuza dek ey Sultan!
(14)
Yine yemin etti Hakk, en üstün ahlâk sende;
Ve en büyük sevaplar, göreceksin ilerde..... (15)
Seni öyle beğendi, öyle sevdi ki Allah!
Senin hatırın için, kıble oldu Beytullah! (16)
Razı olasın diye,
kıbleyi değiştirdi; (17)
Tüm yüzleri sevdiğin Beytullah’a çevirdi.
Sen güneşler güneşi, evreni aydınlatan;
Sen fakirle sultanı, aynı ölçüde tartan! (18)
Her an
minarelerden, avaz avaz yükselir;
Önce Allah’ın ismi, sonra
senin ki gelir!
Her namazda okunan dualar, salavatlar; (19)
Yerler, gökler, semalar, yüceliğini kutlar!
(1,20)
Sünnetin bizler için, tek kurtuluş yoludur, (21)
Kalpler Allah sevgisi ve seninle doludur! (22)
Sensin inananlara inanç veren, güç veren, (23)
Şüphesiz Hakka erer, önceden sana eren! (24)
Sen evrensel Peygamber, Peygamberliğin özü; (25)
Yüce Allah mahşerde, sana verdi ilk sözü ! (26/a-b-c-d-e-f-g-h)
Kalbine indirilen vahiyler, oldu Kur’an; (27)
Önceki hükümleri tüm kaldırdı ortadan. (28)
Öyle bir kitap ki bu, hep içinde neki var; (29/a-b-c
)
Gazdan başlayan hayat ve sonsuzluğa kadar! (30)
Bütün
Peygamberleri, sevgiyle selamlayan; (31)
Âdem’den önceleri
ve sonraları kapsıyan!
Bindörtyüz sene evvel, yüksek ilimleri sen;
Vahiyle bildirmiştin, insanlar bilmez iken! (32)
Bu sonsuz gerçeklerden,
bazıları şunlardı,
İnsanlık asırlandan sonra farkına vardı!
Göklerle yer bitişik iken, yarıp ayırdık, (33)
Sonra arza üstünden biraz baslılar yaptık. (34/ a-b)
Arz kıtalar
halinde, hayat başladı sudan; (35)
Hakk yarattı Âdemi, kuru temiz
çamurdan! (36)
Yuvarlaktır dünyamız, tavanıysa korunmuş; (37)
Gökyüzü atmosferi, sanki bir kubbe olmuş! (38)
Ve en büyük müjdeyi, yeminlerle bildirdin;
“Şu görünen yıldız” a, erişecektir bu din! (39)
Dağları görürsün
ki, sabittir duruyorlar; (40)
Gerçekte ise onlar, sür’atle yürüyorlar!
Yani dönüyor dünya, siz görmeseniz bile;
Hem kendi çevresinde, hem de güneşinkinde!
Güneş
ziya, Ay’sa nur; yüzüyorlar durmadan,
Samanyolu’yla bile, Galaksi’ye vurmadan! (41)
Bir ölçüyle inmekte yağmur, üzerimize; (42)
Kur’an mucizesiyle şifa, her derdimize! (43)
Semaya çıkan insan; hem kafir, hem müslüman, (44)
Semanın duası
var, okunur orda heman! (45)
Kafir önce inanmaz ve sonunda inanır; (46)
Nefsinde ve ufukta, o âyetleri tanır! (47)
Burc’dan Burc’a geçerler, binerek vasıtaya;
(48/a-b)
Tedbirler alınmakta, göğüsler daralmaya! (49)
Semadan düşer gibi, tabiri bizler için;
İkaz-ı İlâhidir; çıkmıyorsunuz, niçin?
Çıkmadan düşmek olmaz, demek ki çıkılacak; (50)
Uzay astronotları, kim derdi ki yanacak?
Ölüm erişir size, burçlarda olsanız de; (51)
Ay
da ziyaydı önce, nur oldu en sonunda1 (52)
Kur’an dikkat çekiyor, tâ parmak uçlarına; (53)
Zerreden daha
küçük, atom parçalarına! (54)
Anne karnında insan, üç karanlık içinde;
Yaratılır da sonra, olur başka biçimde! (55)
Firavn’ı boğdu deniz, ve korundu bedeni;
İbret alınsın diye, bildirildi nedeni! (56/a)
Tam üç bin yıldan sonra, Kızıl deniz yanında;
Buldular İngilizler, bir kazının sonunda!
Secde halinde iken, dona kalmış vücudu;
Ümitsizlik
secdesi, kabul olunmuyordu! (56/b)
Ve Musa’nın asası, nasıl yardı denizi? (57)
Ey insanlar çalışın, deneyin bilginizi!
Karınca ve kuşlarla, konuşurdu Süleyman; (58)
Bu sırları da halen, çözememiştir insan!
Dağlar da zikrederdi, Hazret-i Davud ile; (59)
O koskoca kayalar, nasıl gelirdi dile!
Bir aylık mesafeye, bir gün akşama kadar;
Gider döner Süleyman, onu taşırdı
rüzgar! (60)
Tam üç yüz yıl yaşadı, Ashab-ı Kehf
uykuda;
Sonra Allah uyardı onları, mağarada!
Kameri; üç yüz dokuz yıl, eder uykuları; (61)
Bu ince hesap farkı, ne güzel bir uyarı!
Bu
olayların hepsi muhal olmaktan çıktı;
Demek ki İslâm dini, tüm fenlere açıktı!
Ufukları gösterdin, bize yüce Peygamber;
İnsanlık için sensin; en son, en büyük
önder!
“İstanbul’un fethi”ni, müjdelemiştin bize; (62)
Zikir gibi tefekkür, farzdır üzerimize! (63)
Ebû hureyre ile şu gerçeği bildirdin;
İlim Süreyya’daysa, onu almaya gidin! (64)
İki ilim ondaydı, yalnız birini verdi;
“İkincisini açsam, kesilir boynum” derdi! (65)
İki deniz bitişik, biri acı ve tuzlu; (66/a)
Perdelidir
karışmaz, ötekiyle tatlı su! (66/b)
Yerde yaşayanlarla, gökteki yaşayanlar; (67/a-b-c-d)
Birleşebilir bir gün, bunu bilsin insanlar!
Onları yaratarak, dağıtan yüce Kudret;
Toplar dilediği an, buna muktedir elbet! (68/a-b)
Kur’an-ı Kerim’inde, semadaki yollara; (69/ a-b)
Yemin ediyor Allah, bu davettir kullara!
Kuvveti buldu
beşer, çıkabildi yıldıza; (70/a)
İkinci doğu-batı, girmedi
konumuza! (70/b)
Allah, iki doğunun, iki batının Rabbi, (71/a)
Birisi bildiğimiz, ya ikincisi hani? (71/b)
Henüz bulamadılar, bu ikinci güneşi, (72)
Yüce kutsal Kur’an’ın, hiç olur mu bir eşi? (73)
Her bitkiyi, erkekli-dişili yarattı Hakk, (74)
Rüzgarı taşıyıcı, aşılayıcı mutlak! (73)
Rüzgar
olmasa asla, meyve vermez ağaçlar;
İnsanlar gibi toplum, tüm hayvanlar ve kuşlar! (76)
Her şey zikreder Hakk’ı,demek ki her şey canlı (77/ abcçdef)
Bir atom manzumesi , güneş kadar nizamlı!
Taş selam verdi sana, kütük ağlamıştı ya! (78)
Hazret-i Musa niçin, asayı vurdu suya? (79/a-b)
İbrahim’i yakmayan ateş, neyi duymuştu?
“İbrahim’e serin ol!” buyruğuna uymuştu! (80)
Taş Allah korkusundan, yuvarlanır yerinden;
Bazılarında
ise, su fışkırır derinden! (81)
Nuh gemisi, vâhiyle yapılmıştı o zaman; (82)
Semaya çıktı İdris, ve inmedi oradan! (83)
Binlerce
yıllık haber, Kur’an’ın mucizesi;
Kur’anın kaynağıysa, kalbinin berrak sesi!
Ümmetin olmak için, İsâ gökte yaşıyor; (84)
İslam’a hizmet etmek , hasretini taşıyor ! (85)
Dostlarına demişti, ben gidecem ve fakat;
Kainatın reisi, gelmek üzere mutlak! (86/a-b-c-ç)
Ben sizlere görevli, O ise kainata;
Tekrar dönecem bir gün, kavuşacam
mutlaka!
Asmadılar İsa’yı, ve öldürmediler de; (87)
Ümmetin olmak için, inecektir ilerde! (88)
Vefat edince İsa, gömülecek
yanına;
Ve misafir, olacak Kainat Sultanı’na! (89)
Senden önce kimsenin, ermediği mertebe;
Tüm dünya mescid oldu; hatta deniz, dağ, tepe (90/a)
Toprak temizleyici ve temiz oldu sana; (90/b)
Su olmazsa teyemmüm, farz tüm müslümanlara! (91)
Yalnız ümmetine helal oldu ganimet; (90/c)
İsmini duyanlara, erişir idi heybet! (90/d)
Bir aylık mesafeden, korkardı düşmanların; (90/e)
Görevli meleklerdi, senin koruyanların! (92)
Ümmetlerin içinde, en hayırlı senin ki; (93/a-b)
Namaz safları ise, aynen meleklerin ki! (90/f)
Yine ümmetine has, bir de zikir halkası;
Melekler çevreliyor, hallerin şahikası! (94/a-b)
“Farzlar ve nafileyle, yaklaşırsa bir kulum;
Onu sever; gören göz, tutan eli olurum! (95)
Sana verildi Kevser, Liva-i Hamd senindir (96)
Şeytan’ın İslâm oldu, bu senin eserindir! (90/g)
Arz’ın anahtarları, ancak verildi sana; (90/h)
Kat’iyyen verilmedi, önceden başkasına!
Adem yaratılmadan ben peygamberdim, dedin; (97)
Yaratılışta ilksin, ve sonu mühürledin!
Son buldu Peygamberlik, senin yüce şahsında; (98)
Gaye senin gelmendi, amaç sendin aslında! (99)
Yalnız
sana verilen, bir de Kadir Gecesi;
Bin aydan hayırlıdır, ikramın en yücesi! (100)
Kur’an mucizesiyse, bâkidir sonsuza dek;
Koruyucusu Allah; ne insan,ne de melek! (101)
Dokunamaz harfine, her an yepyeni durur;
Hükümleri ebedi, sonsuza dek uyulur! (102)
Minberinle evinin, arasını duyurdun;
Cennet bahçelerinden bir bahçedir, buyurdun! (103/a)
Cennetteki havzımın, üzerindedir minber; (103/b)
Diyerek ilan ettin gerçeği, ey Peygamber!
Mescidinde kılınan; bir namaz, bin mislidir, (90/i)
Yalnız Beytullah hariç, bu hüküm umumidir!
Diğer camilerde bir , orda bin misli sevap; (104/a)
Lütfunla bizleri de, ona bağışla ya Rab!
Selamınızı alır, karşılarım kabrimden;
Ruhumu salar bana, ki eminim Rabbimden! (104/b)
Musa’yı hem kabrinde, namaz kılarken buldun; (105/a)
Sonra mi’rac anında, hepsine imam oldun! (105/b)
Tüm Peygamber ruhları, tâbi oldular sana;
Ve de namaz kıldırdın, ta’zim için Rahman’a!
Zaten; İmam-Hatibi benim, dedin mahşerin, (106)
Sancağımın altıdır, hatta tüm peygamberin!
Toplanacakları yer, övünmek için demem; (107)
Ancak hak, gerçek budur, gereklidir söylemem!
Yine tüm insanlığın, tek efendisiyim ben; (108)
Rabbim böyle buyurdu, konuşamam kendimden! (109)
Parmak işaretinle, ay yarıldı ikiye;(110/a-b)
Ağaçlar sana geldi, derhal çağırdın diye! (111)
Tüm ümitler kesilip, susuz kalmışken insan;
Şarıl şarıl pınarlar, aktı parmaklarından! (112)
Göğsün açıldı, ismin yükseldi sonsuza dek; (113)
Sana mutlak itaat, ayrıca tazim etmek; (114)
Ve tercih etmek seni, kendi varlığımıza; (115)
İmanın şartı oldu, şükrolsun Rabbımıza!
Senin kokundan üstün; ne misk, ne amber vardı;
O mübarek vücudun, ne kokular saçardı! (116)
Kalbim uyumaz dedin, Vahiysiz konuşmazsın;(117)
Sırtınla da görürsün, tariflere sığmazsın! (118-119)
Allah ve melekleri, salat ediyor sana,(120)
Teslim olmak; salavat farz, tüm müslümanlara!
Rabbim yakınlığını, sevgilerle duyurdu;
Bizler bilelim diye, bakın neler buyurdu;
Biat ettiler sana, Hudeybiye semtinde;
Senin elindi ama, benimkiydi üstünde! (121)
Sana biat ettiler, bana oldu o biat;
Cebrail sana dedi: “Toprağı küffara at!” (123)
Sen atarken ben idim, o toprağı fırlatan;
Tüm küffar askerini, hezimete uğratan! (122)
Ve seni vekil etti, konuşturdu namına;
“Ey kullarım!” dedirtti, günahkar kullarına! (124/a)
Senin cümlenle, ümit kapılarını açtı; (124/b)
Bütün günahkarlara, rahmetlerini saçtı!
Senin mevcudiyetin, varlığın hürmetine;
Toplu azaplar kalktı, hatta küffardan bile!
“Taş yağdır! Diyenlere,azap etmem kat’iyyen;
sen içlerinde iken”, bilinsin ebediyyen! (125)
Çünkü gönderdi seni, âleme rahmet için; (126)
Raûf-Rahîm ismini, sana vermişti niçin? (127)
Birbirini çağırır gibi , seni çağırmak;
Ve iznini almadan, huzurundan ayrılmak....
Konuşmak yüksek sesle, senin yakın çevrende;
(128)
Haramdır mü’minlere, her zaman ve her yerde.(129)
Hulle İbrahim’e has, konuşmaksa Musa’nın;
Nur Cemâl’i görmekse, Muhammed Mustafa’nın!(130)
Gaybı bilen Allah’tır, açmam dedi beşere;
Yalnız açarım onu, sevdiğim Peygambere! (131)
İşte bu lütuflarla, tâ kıyamete kadar;
Olacak olaylardan, verdin bizlere haber!(132)
Seni ne kadar sevsek, seni ne kadar övsek;
Bir hiç kalır yanında,acaba nasıl etsek? (133/a-b)
Acaba nasıl etsek , nasıl etsek acaba?
Tüm kirlerden arınsak, kavuşabilsek sana.
Bir âh etsek de yansak, bir âh etsek de yansak;
Ve huzuruna varıp, ayağına kapansak...(134/a-b)
O mübarek yüzünü, yüzümüze çevirsen;
Ve baksan gözümüze, razıyım sizden desen!
İşte o zaman kalpler, itminan bulur ancak;
Ya Resulullah! Bu an nasıl mümkün olacak?
Sen varlık yüzüğünün üstünün elmas taşı!
Sen ki ezel nurundan, nurların en üst başı!
Bütün nurlar, nurunun gölgesi olur ancak,
Elbette bu gözeden, tüm nurlar parlayacak!
“Nurlar saçan bir kandil” , dedi Rabbin şanına; (135)
Seni yüceltmek için, tâ aldırdı
yanına!
Miraç mucizesiyle, Arş’ı âla’ya çıktın; (136)
İnanan insanlara , rahmetleri akıttın!
Ne irfanlar o anda; açıldı da, açıldı…. (137/a)
Ne rahmetler ve nurlar; saçıldı da, saçıldı…
Arş-ı âla, melekler, her zerre bu törende;
Buna benzer bir olay, görülmedi evrende!
Miracını kutlasın, yerde-gökte neki var;
Atom zerrelerinden, tâ Süreyya’ya kadar!
Öyle bir tören ki bu; insan, cin, melek hayran;
Yedi kat gökler ve arş, hatta kürside seyran! (138)
Ne büyük ikramdır ki, bu yolculuk ânında;
Mesafeler katlandı, sonsuzluk mekanında!
Diğer Peygamberler de, mirac ettiler mutlak; (139)
“Kabe Kavseyn ev ednâ”, sana verildi ancak!
Bir yayın iki ucu, arasından daha az; (140/a)
Yakînine ererek, öylece kıldın niyaz! (137/b)
En fazla seni sevdi, “Sevdiğim” dedi sana;
Sen ise yakîn oldun, eriştin muradına!
Gözünün gördüğünü, yalanlamadı kalbin; (141)
Çünkü en yakînine almıştı, seni Rabbin! (140/b)
Ve yok olmuştu O’nda, tüm geçmiştin kendinden;
Bu ancak sana ait, bir vergiydi Rabbinden!
Bir makam ki Cebrail, giremezken oraya; (139),(142)
Davet etti yüce Hakk, ey dostum gel buraya!
İlahi! Bu ne ikram, bu ne izzet, bu ne şân?
En kutsal makamda sen, bir de Resul-i Zişân!
Rabbi ile yüz yüze, öz öze nur deryası; (143)
Bir sohbet, bir huzur ki huzurun en âlası! (144-145)
Dil âciz, idrak âciz, hâli vasfeyleme;
Onu ancak kendisi, muktedir söylemeye!
Ya Resulallah! Lutfet, yolunda fân olalım!
Canı binlerce verip, sana kurban olalım!
Ozaman sevgin ile, yaşarız sonsuza dek;
O zaman mümkün olur, ebediyen ölmemek!...(146)
Genclik Merkezi
HZ.ÂDEM (A.S)
Senin Rabbin demişti, bir vakit meleklere;
‘’Bir halife yaratıp, hakim kılam her yere’’(Casiye,13) (Fatır ,39)
Dediler ki melekler,’’kan dökecek birini,
Yaratacakmısın sen? Kırarlar birbirini.(Bakara, 30
Oysa biz seni över,tesbih , takdis ederiz’’
‘’Asıl halifeliğe lâyık olan bizleriz.’’(Bakara,30)
Rabbin o melekleri, derhal ikaz eyledi;
‘’Benim bildiğimi siz bilemezsiniz’’ dedi.(Bakara,
30)
Cenab-ı Allah ona, üflemeden ruhundan;
Yaratmıştı Adem’i kuru temiz çamurdan.(Hicr, 26)
Cennette uzun zaman, kaldı cansız vücudu.
Secde emrinden önce, İblis dolaşıyordu.(İnsan,1)
Ve gördü ki içi boş, inceledi yakından,
Anladı mâlik olmaz, kendine bu bakımdan.(Seçme Hadisler,s. 127)
Emir vermişti Rabbin, önceden meleklere,
“Üfleyince ruhumdan, ediniz secde” diye.(Sad, 71-72)
Vakit gelince Allah, üfledi de ruhundan,
En güzel suret oldu, bakılmazdı nurundan.(Tin, 4)
Bütün melekler hemen, secde ettiler tümden.(Sad, 73)
Yalnız etmedi İblis, lanetlendi bu yüzden.(Hicr,27-28-29-30-31)
Verdi Adem’e , ilmi allâme oldu birden.
İsimlerin hepsini , öğrenmişti aniden.(Bakara, 31)
Hakk dedi meleklere, “doğruysanız eğer siz;
Onların adlarını bana haber veriniz.”(Bakara, 31)
Dediler ki melekler, “sen yücesin her şeyden.
Bildirdiğinden başka biz bilmeyiz katiyyen.”(Bakara, 32)
Dedi Rabbin “ey Adem! Onların tüm ismini,
Bunlara sen haber ver . eksik etme birini .” (Bakara, 33)
Onların tüm ismini, haber verdi bunlara.
Gerçek Adem’i artık, tanıtmıştı onlara.(Bakara, 33)
Rabbin dedi “ ey İblis! Secde etmedin neden?
İki elimle onu, yaratmıştım önceden.(Sad, 75)
Yücelerdenmi mi oldun, gururlandın mı nedir”?
İblis dedi “Ben ondan, hayırlıyım öyledir.(Sad, 75)
Beni ateş onuysa, yaratmıştın çamurdan.”(Sad, 76)
Allah dedi “çık oradan, taşlanmış olaraktan.(Sad, 77)
Ve şüphesiz la’ netim, daima üstündedir.
Ceza gününe kadar, bu değişmez böyledir.”(Sad, 78)
Dedi İblis “ey Rabbim, diriliş gününe dek,
Bana mühlet ver nolur, kabul olsun bu dilek.(Sad,79)
Benden üstün kıldığın, kimdir haber ver bana,(İsra,62)
Eğer mühlet verirsen, and ederim ki sana;
Onun neslini tümden, kendime bend ederim;
İhlasa erdirilmiş olan, müstesna derim.”(İsra,62)
Rabbin kabul eyledi, şöyle söyledi ona;
“Mâlum bir vakte kadar, mühlet verildi sana.(Sad,80-81)
Gücünün yettiğini, artık yerinden oynat.(İsra,64)
Piyaden, süvarile,yaygaraları kopart.
Ortak ol hem onların, evlat ve mallarına,
Vaidlerde bulun da, aldat yalanlarınla.(İsra,64)
Hepinizin cezası, cehennemdir muhakkak.(İsra,63)
Benim gerçek kullarım, korunmuşlardır mutlak.”(İsra,65)
Âdem’se cennetteydi, yalnızdı eşi yok.
Havva’yı var etti H ak, onu sevmişti pek çok.
Çünkü kendi canıydı, kaburga çubuğundan.(Zümer,6)(Buhâri, Müslim, Tirmizi)
Yaratılan eşini çok seviyordu bundan.
Havva ise aslını, Adem’i çok sevmişti,
Bütün sevgilerini, tüm Adem’e vermişti.
Allah buyurdu ona ;Ey Adem! Sen ve eşin;
Kalmak için cennette, beraberce yerleşin!(Araf,19)
İstediğiniz yerden, yemek için alınız!
Şu yasak ağacaysa, sakın dokunmayınız!(Araf,19)
İbni Abbas’dan naklen, bir yılan hadisesi,
Bu haber doğru ise, şöyledir neticesi;
Yılan Cennette bekçi, özel görevi vardı;
Secde emrinden önce, İblisi çok sayardı.(Tarihi Taberi terc. C.1 sh. 75)
Dört ayaklı ve gayet , güzelce bir yaratık;
İblis ise cennete, giremiyordu artık.(Tarihi Taberi terc. C.1 sh. 75)
Yalnız yılandan haber, sorardı zaman zaman,
Yeselerdi yasaktan, çıksalardı oradan.(Tarihi Taberi terc. C.1 sh.75)
Yine birgün yalvardı, yılan açtı ağzını;
İblis girdi içine, görmedi kimse onu.(Tarihi Taberi terc C.1 sh.75)
Cennete girdi İblis, tâ yanlarına vardı;
Onlarsa köşklerinde, hoş oturuyorlardı.(Tarihi Taberi terc. C.1 sh.75)
Emiri unutturdu, vesvese verdi şeytan;
Yerseniz şu ağaçtan,hiç çıkmazsınız buradan.(A’raf,20)
Ya melek olursunuz, ikiniz de ebedi;
Reddetti onu Âdem, katiyyen yemem dedi.(Tarihi Taberi terc. C.1 shf.75)
Şeytan döndü Havva’ya, nice nice yeminden;
Sonra aldattı onu, ve yedirdi meyveden.(A’raf,22)
Bu defa Havva onu,Âdem’e uzatarak;
“Ye” dedi, o meyveden, yasağı unutarak.
Ve dedi “ ben de yedim, hiç bir şey değişmedi.”(Tarih-i Taberi terc.
C.1.s.76)
Bunu görünce Adem, inandı hemen yedi.
Evet zarar vermedi, meyve Havaya ancak;
Sözü Adem vermişti, kim derdi unutacak.
Allah Adem’den sözü, almıştı daha önce,
Bu sözünden dolayı, soyuldular yeyince.
Allah adına yemin edince İblis Şeytan;
Onların kalplerine hemen gelmişti inan.(A’raf,21)
Aldanarak yeyince her ikisi de birden;(A’raf,22)
Gizli, mahrem yerleri, açılmıştı âniden.
Soyuldu üstlerinden, cennet elbiseleri,
Haya ve hicabından, utanarak her biri;(A’raf,22)
Cennet yapraklarını, yamayıp örtündüler;(A’raf,22)
“Ya Rabbi nefsimize, zulüm ettik” dediler.(A’raf,23)
“Demedim mi size ben, hepsi serbest, şu yasak!
İblis’e gelince o, size düşmandır mutlak.(A’raf,22)
Şimdi birbirinize düşmanlar olarak siz;
Artık yaşamak üzere, yeryüzüne ininiz!(A’raf,24)
Orada ölürsünüz ve çıkarsınız ordan.(A’raf,25)
Dirileceğiniz gün, yarılınca topraktan.(İnşikak,3-4-5)
Size örtünmek için, süslenmek için giysi;
İndirdik takva ise, bunların en iyisi.”(A’raf,26)
Hindistan’da, Serendib dağına indi Âdem.
Havva ise,Cidde’ye, indirildi cennetten.(Tarih-i Taberi, terc. C.1.s.77)
İblis’se, Übülle’ye, hor ve zillet içinde;
Yılan da İsfehan’a, ayaksız bir biçimde.(Tarih-i Taberi,terc.c.1.s.77)
Yardım etti İblis’e cennete soktu onu,
Cezalandırdı Allah, sürünmek oldu sonu.(Tarih-i Taberi,terc.c.1.s.77)
Atamızın cezası, rızık için zorlanmak;
Annemizin’ki ise, doğum da sancı duymak.(Tarih-i Taberi,terc.c.1.s.78)
Buğday döver yoğurur, pişirir Âdem yerdi.
Havva ise Cidde’de balığı çok severdi.(Tarih-i Taberi,terc.c.1.s.78)
Cenab-ı Hakk affetti, bağışladı onları.
Âdem’i tekrar seçti, mutlu oldu sonları.(Taha,122)
“Sizin için indirdik, sekiz çift davarlardan.
Ve artık yeryüzünde yararlanın onlardan.”(Zümer,6)
Tefsir kitaplarında;Deve,inek ve koyun,
Bir de keçi hepsi çift, bundan müsterih olun.
Onlar da çoğaldılar, tıpkı insanlar gibi.
Et, deri,yün,sütleri, kaynar pınarlar gibi.
Rabbimin nimetleri sayılmakla tükenmez.
Yerde gökte denizde, hadde hesaba gelmez.
Bütün bu nimetlerin, karşılığıkulluktur.
Allah’a kulluk ise, en büyük mutluluktur.
Buluşmaya vesile, Arafat oldu mekân
Bu dağın güzel ismi, tâ gelmekte oradan.(Tarih-i Taberi terc.c.1 s.80)
Düşünün ki dünyada, ayrı ayrı çift insan,
Biri Cidde’de yalnız diğeriyse Hindistan.
Bir, beş, on sene değil, tam iki yüz yıl geçti,
Çile doldu ki çiftler,Arafatta birleşti.(Tarih-i Taberi terc. C.1.s.80)
Artık dünya bambaşka, bambaşka âlem oldu,
Halifelik görevi başlamış oluyordu.(Bakara,30)
Senelerin acısı yakmıştı yürekleri
Ve artık kavuştular, kabuldü dilekleri.
Yüz yılların hasreti, sevince dönüşmüştü,
Hep arayan o gözler,birbirini görmüştü.
Hem öyle bir görüş ki, Canının canı gibi.
Gözünün nuru veya, damarın kanı gibi.
Ne imtihandı ya Rabb! Ve nasıl dayandılar!
Sen kuvvet verdin amma, gör ne kadar yandılar.
Yakınca temizledin, yaklaştırdın onları,
Sana teslim oldular, mutlu oldu sonları.
Sen taktın başlarına, saadet taçlarını,
Ve öğrettin onlara, güzel inançlarını.
Ruh ile beden gibi, birleşince bir anda,
Hamile oldu eşi, buyurmuştun Kur’an’da.(A’raf,189)
Evlenmişlerdi artık, izni İlahi ile,
Evlat isteklerini getirmişlerdi dile.(A’raf,189)
Hikmet dolu takdirin , yerini buluyordu,
Eksik doğan çocuklar, asla yaşamıyordu.(A’raf,189)
Nice seneler sonra, kabul oldu dualar,
Bu gecikmede ise; nice nice hikmet var.
Meleklerden işitti, doğacak çocuk Salih.
Bu defa da İblis’ e gülümsemişti talih.
Şeytan pusuda idi , gözetliyordu O’nu,
Âdem’se aldanmıştı, pişmanlık oldu sonu.
Sür’atle koştu İblis ve dedi ki:”Ey Adem!
Şartım kabul olursa, var size büyük müjdem.
Bu defa Allah size, sapasağlam bir oğlan,
Verecek, yaşayacak.Haydi şartıma bağlan!
O’nu bana hediye, kul diye verecksin.
“Abdulharis”tir adı, hep böyle diyeceksin”(Tarih-i Taberi terc.c.1.s.87)
Haris, Şeytan’ın adı, Adem’i aldatmıştı.
Kendi kuluymuş gibi, O’na isim takmıştı.
Bebek sağlam doğunca, aydın oldu gözleri,
İblis hile yapmıştı, geçerliydi sözleri.
Abdulharis koydular, O bebeğin adını,(A’raf,190)
Yerine getirdiler, Şeytan’ın muradını.
Rabbim O ikisini, derhal ikaz eyledi,
“Salih evlat verdik de, müşrik oldular” dedi.
Çok pişman olmuşlardı yalvardılar Allah’a,
Binlerce tevbe olsun, suç yapmayız bir daha.
Anne ve babamızı, perişan eden düşman,
Bize neler yapıyor, varmıdır hiç anlayan.
Rabb’im yine affetti, bağışladı onları,
Bundan ibret almalı, gelecek torunları.
Peygamberimiz dedi,”kan gibi, İblis şeytan,
Dolaşır içinizde,” uyan! Gafletten uyan!(Riyazüssalihin c.1.d. 3. sh. 348-349)
Bir milyar müslümanın, acı hâli nicedir?
Mü’minler paramparça, ne büyük bilmecedir!
Şeytanın tuzağında hep düşmüşüz pusuya,
Herkes kendinden emin, kendi haklıymış güya.
O’nun en baş planı benlik vermek insana,
Toplumu dağıttı mı, parçalar kana kana.
Geliniz her birimiz, öc alalım İblisten,
Sarılalım Kur’an’a, ve kurtulalım tümden.
Allah’a sığınalım, huzurda olmasından,
Ve dürtüştürmesinden, böyle buyurdu Kur’an.(Mü’minûn, 97-98)
“Siz görmezsiniz fakat, şeytanlar size girer,”
Kanınızda dolaşır, size kumanda eder.(Riyazüssalihin c.1.d.3.sh.348-349)
Görmediğimiz yerden, giren o şeytan için,
La havle çekip Hakk’a sığınmazsınız niçin?
Aslında “zayıftır O,” gücü kuvveti yoktur.
Fakat pek kurnaz fitne, hile,düzeni çoktur.(Nahl,98-99-100)
Milyarlarca halkı var, yayalar, süvariler.
Güçleri olsa bize, neler yaparlar neler!
Ancak vesvese, benlik, onların tek hüneri.(Tarih-i Taberi terc.c.1.s.76)
Kadın ve para ile, bütün becerileri.
İçki, şehvet ve kumar, en büyük malzemesi.
Cehennemlik etmektir, onların tek gayesi.
Türlü istekler ile, ölümü unutturmak,
Her şey dünyaymış gibi, yanlış yolu tutturmak.
Sıtkıle teslim olur, anarsak Rabb’imizi,
Bizlere yardım eder ve korur cümlemizi.(Nahl,98-99-100)
La havle vela kuvvete, illa billahil âzim.
Sana sığındık tümden, ey Rahman, Rahim, Kerim.(Fussilet,36)
Genclik Merkezi
HZ.İSA(A.S)
Demişti ki melekler; “Ey Meryem; Allah seni;
Temizledi ve seçti, üstün kıldı rutbeni.
Kadınlar üzerinde, en üstünü sensin bil;(Âl-i İmran,42)
Divan’a, dur secde et, eğilenlerle eğil.”(Âl-i İmran,43)
Yine dedi melekler; “seni Hakk müjdeliyor.
Ve Meryem oğlu Mesih, İsa artık geliyor.
Kendinden bir kelime, seçkin ve yakınlardan;
Dünya ve âhirette, şerefli olanlardan.
O beşikte ve sonra , insanlarla konuşur.
Ve nihayet yetişir, salih bir kimse olur.”(Âl-i İmran,46)
“Meryem, ailesinden doğuya çekilmişti;(Meryem,16)
Onlarla arasına, bir de perde germişti.(Meryem,17)
Meryem perde çekerek, onlarla arasına;(Meryem,17)
İbadetle meşgulken, aniden karşısına;(Meryem,17)
Cebrail’i gönderdik, düzgün insan şeklinde.(Meryem,17)
Görünce dedi Meryem, sinirli bir biçimde;
-Allah’tan korkuyorsan, bana yaklaşma sakın”(Meryem,18)
Cebrail dedi ona, “ben elçisiyim Hakk’ın.”(Meryem,19)
Tertemiz bir oğlanı, hediye eyleyeyim;(Meryem,19)
Meryem dedi “nasıl iş, henüz ben bakireyim.”(Meryem,20)
O dedi; o öyledir, fakat diyor ki Rabb’in:”
“Olan olup bitmiştir, o benim bir rahmetim.(Meryem,21)
Bu bana göre kolay ve benden işarettir.(Meryem,21)
Bunu gördükten sonra, inkârı delâlettir.”
Gebeliği artınca, çekildi uzak yere,
Sancısı yükselmişti, dalmıştı kederine.
Bir hurmanın dalına, yaslanıp inlemişti;
“Keşke önceden ölüp unutulsam” demişti.(Meryem,23
Alttan yükselen bir ses, dedi; “ sakın üzülme;(Meryem,24)
Alt yanından bir harık, akıttı Rabbın, yine;(Meryem,24)
Üzerine dalı çek, dökülsün, taze hurma.(Meryem,25)
Hurmadan ye,sudan iç, sakın kederli durma.(Meryem,26)
İnsanlardan birini, görür isen o zaman;
De ki; “ ben oruçluyum, katiyyen konuşamam.”
Doğum olunca O’nu kavmine getirmişti;
Kavmi O’na “ey Meryem ne tuhaf iş” demişti.(Meryem,27)
“Ne baban kötü adam, ne de anan fahişe;
Kimden aldın bebeği, nasıl girdin bu işe?”(Meryem,28)
Meryem işaret etti; konuşun bebek ile;
Onlar buna kızarken, o bebek geldi dile;(Meryem,29)
“Ben Allah’ın hem kulu,Peygamberiyim hem de;
Kitab verildi bana, bereket var çevremde.(Meryem.30)
Namaz ve zekât ile, emrolundum ömrümce;(Meryem,31)
Anneme zorba değil, saygılıyım derince.(Meryem,32)
Doğduğum, öleceğim, tekrar dirileceğim;
Günler , selâm banadır, Rabbime döneceğim.”(Meryem,33)
Bu sözü işitenler, tüm şüpheye girdiler;
Kimi dedi “bu Allah”, kimi “oğlu” dediler.(Meryem,37)
“Şüpheyle ayrılığa, düştükleri şey budur.(Meryem,34)
Allah çocuk edinmez, O “ol” der herşey olur.(Meryem,35)
İsa’ya kitap ile, hikmeti öğretecek;
Ayrıca Tevratı da, ve İncil’i verecek.(Âl-i İmran,48)
Peygamber olur ve der o, Beni İsrail’e(Âl-i İmran,49)
“Getirdim Rabbinizden size büyük mucize;
Çamurdan bir kuş yapar, üflerim hemen uçar;
Anadan doğma körler, derhâl gözünü açar.(Âl-i İmran,49)
Alacalık hastası, iyileşir aniden;
Diriltirim ölüyü, kalkar gelir yerinden.(Âl-i İmran,49)
Evlerde yapılanı, haber veririm size
Bunları hep yaparım,Allah’ın izni ile;(‘Al-i İmran,49)
Ve helâl etmek için, size bazı şeyleri;
Çünkü haram kılınmış, idi o önceleri;”(Âl-i İmran,50)
Yaşı otuz olunca, başladı mucizeler;
Ölüyü diriltmeler ve daha neler , neler.
Tam on yıl irşad için, beldeleri dolaştı;
Nice şehirler gezdi, nice dağları aştı.
“Benim ve sizin olan, Rabbınız O Allah’a;
İbadetler yaparak, girin dosdoğru yola”(Âl-i İmran,51)
Diyerek gece gündüz hep nasihat ederdi.
“Her şeyi var eden Hakk, yalnız bir tekdir” derdi.
Onlarsa önce ondan, mu’cizeler isterler;
Onları heyecanla ve dikkatle izlerler
Mu’cizeleri görüp, “ne sihirbaz” derlerdi;
O kaçtıkça kafirler, hep takip ederlerdi.
On iki kişi ona, inanmıştı gerçekten;(Âl-i İmran,52)
Gökten yemek istemiş, yemişlerdi yemekten.
Yahudiler öldürdü, Zekeriyya ve Yahya’yı;
Yine öldürmek için, ararlardı İsa’yı.
Dostlarına demişti “ben gidecem ve fakat;
Kâinatın reisi, gelmek üzere mutlak.(Yuhanna,14/28- 29-30)
Ben sizlere görevli, o ise kâinata;(Sebe’,28)
Tekrar dönecem bir gün kavuşacam mutlaka;(Yuhanna,16/5-8)
İçinizden biriniz, ihanet eder bana;(Tarih-i Taberi,C.2,S. 118.)
Fakat ben sığınmıştım, Rahim olan Rahman’a.”
Uyudular o gece
, sabah olunca hemen;(Tarih-i Taberi,C. 2,S.118.)
Taşraya çıktı Şemun, ayrıldı içlerinden.
Tanıyıp tuttu onu, azılı Yahudi’ler;
Göster İsa’yı diye, bir haylice dövdüler.(Tarih-i Taberi,C.2,S. 118)
Derken otuz akçaya razı ettiler onu;
Fakat çok pişman idi, intihar oldu sonu.(Tarih-i Taberi C.2,S.118)
Ve tuttular İsa’yı, bağladılar direğe;
“Haydi kurtar kendini, bu ölü diriltmeye,(Tarih-i TaberiC.2,S.119)
Benzemez ey sihirbaz, gece sabaha kadar;
Bekle burada bağlı, ya da kendini kurtar.”(Tarih-iTaberi,C.2,S.119
Toplandılar insanlar, sabahleyin oraya;
Hazret-i İsa’yı Hakk , kaldırdı yukarıya.(Tarih-iTaberi,C.2,S.119)
Dediler “ne sihirbaz, kayboldu gözümüzden;
Fakat bozulur sihri, şimdi gelir yeniden”.(Tarih-i Taberi,C.2, S.119)
Diyerek heyecanla, beklerlerken İsa’yı;
Hakk benzetti İsa’ya sevdikleri Kâhyayı.
Onlar hiyle yaptılar, Allah da hiyle yaptı;
Hiyle yapanların en hayırlısı Allah’tı.(Al-i İmran,54)
Saldırdılar görünce, “işte geldi dediler;”
Tutarak hep beraber, çarmıh’a götürdüler.(Tarih-i Taberi, C.2,S.119)
Feryat ediyordu o; “ben İşu’yum kâhyanız”.
Onlar diyor “İsa’sın, bir daha aldanmayız.”(Tarih-i Taberi,C.2,S.119)
Adı İşu’ydu onun, büyük kafirlerdendi;
Asıldı bağırarak ve sonra çivilendi.
Çivilediler onu, haç şeklinde çarmıha;
Bir hayli kaldı orda,kâhya olmuştu imha.
İşu’nun sesi kaldı , “beni
öldürmeyiniz ;
Ben sizin kâhyanızım n’olur mühlet veriniz .”
Aradılar kâhya’yı oysa
ortada yoktu ;
Bu hâdise onları ,tümden
şüpheye soktu ( 52 )
Dediler ki bir kısmı ; “ İşu’yu astınız siz .”
Diğerleri dediler “İsa’ydı
bildiğimiz .”
Meryem annemiz ise , gece
sabahlara dek ;
Ağlardı karşısında , İsa’ya
benzeterek . ( 54 )
Asmadılar İsa’yı ve
öldürmediler de ;( 55 )
İslâm’a hizmet için
inecektir ilerde . ( 56 )
Haçı kırıp domuz’u imha
edecek tümden ; ( 57 )
İslâm şeriatını , ihya ile
yeniden . ( 58 )
Mehdi’yle buluşarak , tam
bir uyum içinde ;
Deccal’ı öldürecek ,
amansız bir biçimde . ( 59 )
Yeminle haber verdi , yüce
peygamberimiz ;
“İsa hakim olarak
,inecektir biliniz .( 60 )
Mehdi ise soyumdan , adı
adımdan ola ;
İsa’yla birleşeler ,
çağıralar Hakk yola .”
Kur’ân’da Süleyman’ı şöyle
anlattı Rabbim ; (61 )
“ Bunlar gerçek haberler ,
bilesin” ( ey Habibim ) ;
Genclik Merkezi
BEDİÜZZAMAN HZ.LERİNE SESLENİŞ
Ümitler gözler
sende,sen ki bir çığır açtın;
Ömür boyu
yaşadın,ne usandın,ne kaçtın.
Şimdi sesleniyorum,Kabr-i meçhulüne ben!
Binler said var oldu,samimi
nefesinden.
Sevginle
yaşıyoruz,gönlümüzde sultansın,
Sen,ey büyük
Mücahid! Sen Bediüzzaman'sın!
Ne gam gittiysen eğer,gözümüzün önünden,
Işık tuttuğun yollar,parlaktır daha dünden.
Ashab-ı Güzin
gibi,yaşadın ömür boyu!
Tam şecaat
gösterdin,idam ettin korkuyu!
Barekallah! Ömründe,eğilmedin,yılmadın!
Tufanlar esti yine,çökmedin yıkılmadın!
Ol yüceler
yücesi,görüyor halimizi!
Bir müceddid
olarak,arz et ahvalimizi!
De ki Ümmetin zaif,de ki ümmetin bikes;
Halet-i nezi' gibi,çıktı çıkacak
nefes.
Rabbim kuvvet
verirse,canlanır,şahlanırız;
Bir sinek dahi
olsak,nemruttan öç alırız.
Yeter ki ruh-u Nebi,şefkat eylesin bize;
Firavn'ı,şeddatları hep getiririz
dize.
Kalemlerimiz
füze,sesimiz atom olur;
Nurlu
bakışımızla,kirli ruhlar durulur.
Her yerde âyetlere,bol bol mana verirsin;
Mucize-i Ahmed'i,en bereketli dersin.
Bir nesl-i
cedid gelir,hizmet eder Kur'ân'a;
Bölük bölük
devletler,talip olur İslâm'a.
Nur okulu ne mezhep,ne de bir tarikattır;
O bunları savunan,gerçek bir hakikattır.
Bir manevi
cezbeyle,kabarmışız,taşmışız;
Kıt'alardan
kıt'aya,meşaleler saçmışız.
Amerika ,Fransa,Suudi
Arabistan;
Mısır,Irak,Almanya,hayran sana Pakistan!
Her yerde
risaleler,her yerde nur halkası;
Anadolu bugün
de,imanın şahikası.
Ne mümkün herkes seni tanısın ve tanıtsın;
Milyonların gönlünde, mekan tutan anıtsın.
Mansursun,muzaffersin
AVN-İ İLAHİ ile,
Asırlar yad
edecek,ismini dilden dile.
Genclik Merkezi
BAŞSIZ ŞEHİT
|
Sonsuz münâcatım var,gözlerim yaşlı bugün,
Çıkmaza giren yolum dikenli taşlı bugün.
Kanayan
ayağımla huzura koştum yine;
Savulun hey
ruhsuzlar!Çağladım, coştum yine;
Fedaisi kalmamış ise,Din’i islâm’ın
İşte kurbana geldim,huzurunda Zişan’ın.
Milyonlarca
ayrılsa,parçalansa bedenim,
Ruh-u
mücerredimle yine devam ederim.
Ey şecaat örneği!Ey şehid-i Kerbelâm!
Tüm Allah’a yönelmiş,benim yüce şühedam!
İmana susamış
da,sineler çatlayacak;
Beyninde dönen
bomba,az kaldı patlayacak
Doğudan yükselen o,muazzam nurum bugün;
Garbın zulmüne düşmüş,çözülmez bir kördüğüm
İşte kanlı
parmağım,işte şanlı sancağım,
Bu kördüğümleri
ben,tüm parçalayacağım.
Elbette bir sinekten,âciz değil kuvvetim;
Nemrud’u , Şeddat’ları mahvedecek heybetim.
Avn-i ilahi
beni,tuttukça kollarında;
Benim o ”Başsız
Şehid” Resûl’ün yollarında.
Genclik
Merkezi
|
ŞEHİDİN VEDAI
Bu bayramı
dahi kanlı yaş ile,
Geçirdim, sen
orda duydun mu anne?
Hicran oldu
aşım,dertli baş ile;
Bağrına
neşteri, vurdun mu anne?
Nidem (ne edem)
dertli gönlüm, ağlasın mı hep?
Kader
kollarımı, bağlasın mı hep?
Düşman
mavzerini, yağlasın mı hep?
Naçar bu
karara, uydun mu anne?...
Malatya’dan
Ankara’ya yollandık;
Sağlı sollu
Jandarmayla kollandık.
İdam için
hükümlendik, pullandık,
Hakk için
duaya, durdun mu anne?
Ayrıca hastayım,
tâ ciğerimden;
Gurbetteyim,
yaram sızlar derinden.
Mektubum
alırsan eğer birinden;
Bil ki
hayattayım, umdun mu anne?...
Din safında
küffar,açmasın gedik;
Millet
düşmanları kahrolsun dedik.
Ne fikirler
kurduk neler diledik.
Duygumuza memnun
oldun mu anne?...
Gayemiz
İslâm’dı halimiz ihlâs;
Olmalı diyorduk,
bu millet halas.
Yüzlerim olsa
da, bu yolda paspas,
Kalbim iman
dolu, bildin mi anne?...
Gerçi suçum
iftiharım olacak;
Suâlimi
Münker-Nekir soracak.
Belki defnim,
meleklerle dolacak;
Bir nebze
teselli buldun mu anne?..
Hayal oldu
artık, eski günlerim;
Koğuştan dışarı
çıkmaz ünlerim.
Gardiyan, bir
kefen,kefen! İnlerim;
Yorgan beyazını
yudun mu anne?...
İşte şimdi
burda, muzdarip garip;
Bir hasır
üstüne, ömrümü serip;
Küflü duvarlara
derdimi verip,
Gitmekteyim,
yola vurdun mu anne?...
Anne!Anne! Sanma
ki kederliyim;
Bu davanın
en gönüllü eriyim.
Ölmek de
ne?Ebediyyen diriyim.
Rabbıma
helallık sundun mu anne?...
Yanındayım
zamân zamân, an be ân,
Kafesten kurtuldu,
serbest oldu can.
Ey şehid anası!
AVNİ’ye Ğufran.
Neler ihsan
etti, duydun mu anne?...
Genclik Merkezi
Mekke Beytullah ile, Medine'de Nur Resul;
O'nun en yakınıyla, şereflendi İstanbul.
Surlarla donatılmış,güçlü "Konstantiniyye,
Feth edilecek bir gün, Allah'ın izni ile.
Ne güzel o komutan! Ne güzel askerleri!"
Diye haber verince ol Rahmet Peygamberi;
Övülen olmak için; nice nice ordular,
Bizans'ın surlarına yıllarca saldırdılar.
Eba Eyyüb Ensari, Osman (r.a) komutasında,
Şehid olmak azmiyle, o surların yanında.
"Eğer ölürsem beni,taşıyın son noktaya,
Bu peygamber dostunu gömünüz ta oraya!"
Derken yüce sahabe, kavuşmuştu Rabbine,
Kabrinin keşfi ise kaldı Ak Şemseddin'e.
Ve nihayet gün geldi ve çok yaklaştı zaman;
"Hücum!!!" dedi, Mehmet han gemilerle karadan.
Top sesleriyle surlar çökerken gümbür gümbür,
Mücahitler haykırdı, Allah Büyük!Allah Bir!
Secdede Akşemseddin, at üstünde genç sultan!
Sancakla sur üstünde, şol Ulubatlı Hasan.
Verilen şehitlerle nice binlerce gazi;
Ve açılan yeni çağ, orta çağ oldu mazi.
Güzel Anadolu'nun bir pırlantası boğaz;
Binlerce sayfa yazsan yine, anlatılamaz!
Mavi deniz, kuşlarla, camiler ve saraylar;
Zümrüt gibi ağaçlar, bu güzellik nerde var!
Düyanın göz bebeği! Dünya durdukça sen dur!
Bu naçiz satırları yazdı Avni Özmansur.
Genclik
Merkezi