Mutlu Yıllar!
Gençliğin Yeni Adresine Hoşgeldiniz...
Ana Sayfa      Şiirler      İslami Şiirler
Sayfayı YazdırSık kullanılanlara ekle

 


 

ÇAĞLARI AYDINLATAN YÜCE PEYGAMBER  

 

Tam beş yüz yıldan fazla, geçmişti ki İsa’dan;

İnsanlık yoldan çıkmış, dünya olmuştu zindan !

                                                 Evrendeki gecenin, son karanlığıydı bu,

                      Çağları aydınlatan, yüce Peygamber doğdu!

 YaResulallah! Şeksiz sen olmasaydın eğer;

Var olmazdı felekler, arzda olmazdı değer! (1,99)

                                                   Ey kıvancımız! Sensin tüm güzeller güzeli, (2/a-b)

                                                  Sonsuzluk âleminde, Ey rahmet peygamberi. (3),(126)

 Makam-ı Mahmut senin, ilk şefaatçı sensin, (4, 26-b)

Senden başka örnek yok, sen en büyük öndersin. (5)

                                                   Okur-yazar değildin, okuttu Allah seni,

                                                  Ve unutmazsın dedi, tey’id etti rutbeni. (6)

 En üstün insan çıktı, bilgisayarda vasfın, (7/a)

Aynalar kadar berrak, deryalar kadar safsın.

                                                     Hazreti Musa, İsa; ardından geldi ancak, (7/b)

                                                    Milyarların içinde, sana verildi sancak.

 * Bu şiirin bir bölümü, bizzat yazarımız M. Avni (Avnullah) ÖZMANSUR  tarafından 15.04.1991 tarihinde TRT Ank. Televizyonu (1. Kanal) sahur programında okunmuş sesli ve görüntülü olarak yayınlanmıştır.

             Sen ki üstün insan, sen ki Halifetullah! (8)         

         Bütün yetkiler ile, donattı seni Allah. (9)         

Vedduha sûresi’nde yemin etti Hakk, niçin? (10)

Kalbini tatmin edip, gönlünü almak için.

Helâl – Haram edersin, izn-i ilâhi ile; (11)

Raûf-Rahîm ismini, Allah getirdi dile. (12)

Senin zuhurun için, yaratıldı tüm insan, (13)

Senin emrin geçerli, sonsuza dek ey Sultan! (14)

Yine yemin etti Hakk, en üstün ahlâk sende;

      Ve en büyük sevaplar, göreceksin ilerde..... (15)

Seni öyle beğendi, öyle sevdi ki Allah!

Senin hatırın için, kıble oldu Beytullah! (16)

 Razı olasın diye, kıbleyi değiştirdi; (17)

Tüm yüzleri sevdiğin Beytullah’a çevirdi.

 Sen güneşler güneşi, evreni aydınlatan;

Sen fakirle sultanı, aynı ölçüde tartan! (18)

   Her an minarelerden, avaz avaz yükselir;

Önce Allah’ın ismi, sonra senin ki gelir!

Her namazda okunan dualar, salavatlar; (19)

Yerler, gökler, semalar, yüceliğini kutlar! (1,20)

                    Sünnetin bizler için, tek kurtuluş yoludur, (21)

                  Kalpler Allah sevgisi ve seninle doludur! (22)

          Sensin inananlara inanç veren, güç veren, (23)

          Şüphesiz Hakka erer, önceden sana eren! (24)

                          Sen evrensel Peygamber, Peygamberliğin özü; (25)   

                                           Yüce Allah mahşerde, sana verdi ilk sözü ! (26/a-b-c-d-e-f-g-h)

         Kalbine indirilen vahiyler, oldu Kur’an; (27) 

         Önceki hükümleri tüm kaldırdı ortadan. (28)

                      Öyle bir kitap ki bu, hep içinde neki var; (29/a-b-c )

                  Gazdan başlayan hayat ve sonsuzluğa kadar! (30)

         Bütün Peygamberleri, sevgiyle selamlayan; (31)

         Âdem’den önceleri ve sonraları kapsıyan!

       Bindörtyüz sene evvel, yüksek ilimleri sen;

            Vahiyle bildirmiştin, insanlar bilmez iken! (32)

        Bu sonsuz gerçeklerden, bazıları şunlardı,

        İnsanlık asırlandan sonra farkına vardı!

        Göklerle yer bitişik iken, yarıp ayırdık, (33)

                       Sonra arza üstünden biraz baslılar yaptık. (34/ a-b)

         Arz kıtalar halinde, hayat başladı sudan; (35)

         Hakk yarattı Âdemi, kuru temiz çamurdan! (36)

              Yuvarlaktır dünyamız, tavanıysa korunmuş; (37)

             Gökyüzü atmosferi, sanki bir kubbe olmuş! (38)

         Ve en büyük müjdeyi, yeminlerle bildirdin;

         “Şu görünen yıldız” a, erişecektir bu din! (39)

         Dağları görürsün ki, sabittir duruyorlar; (40)

Gerçekte ise onlar, sür’atle yürüyorlar!

         Yani dönüyor dünya, siz görmeseniz bile;

         Hem kendi çevresinde, hem de güneşinkinde!

           Güneş ziya, Ay’sa nur; yüzüyorlar durmadan,

             Samanyolu’yla bile, Galaksi’ye vurmadan! (41)

        Bir ölçüyle inmekte yağmur, üzerimize; (42)

       Kur’an mucizesiyle şifa, her derdimize! (43)

                       Semaya çıkan insan; hem kafir, hem müslüman, (44)

          Semanın duası var, okunur orda heman! (45)

       Kafir önce inanmaz ve sonunda inanır; (46)

       Nefsinde ve ufukta, o âyetleri tanır! (47)

                      Burc’dan Burc’a geçerler, binerek vasıtaya; (48/a-b)

             Tedbirler alınmakta, göğüsler daralmaya! (49)

      Semadan düşer gibi, tabiri bizler için;

      İkaz-ı İlâhidir; çıkmıyorsunuz, niçin?

                   Çıkmadan düşmek olmaz, demek ki çıkılacak; (50)

    Uzay astronotları, kim derdi ki yanacak?

     Ölüm erişir size, burçlarda olsanız de; (51)

     Ay da ziyaydı önce, nur oldu en sonunda1 (52)

             Kur’an dikkat çekiyor, tâ parmak uçlarına; (53)

         Zerreden daha küçük, atom parçalarına! (54)

     Anne karnında insan, üç karanlık içinde;

     Yaratılır da sonra, olur başka biçimde! (55)

Firavn’ı boğdu deniz, ve korundu bedeni;

İbret alınsın diye, bildirildi nedeni! (56/a)

      Tam üç bin yıldan sonra, Kızıl deniz yanında;

      Buldular İngilizler, bir kazının sonunda!

 Secde halinde iken, dona kalmış vücudu;

          Ümitsizlik secdesi, kabul olunmuyordu! (56/b)

       Ve Musa’nın asası, nasıl yardı denizi? (57)

       Ey insanlar çalışın, deneyin bilginizi!

            Karınca ve kuşlarla, konuşurdu Süleyman; (58)

Bu sırları da halen, çözememiştir insan!

      Dağlar da zikrederdi, Hazret-i Davud ile; (59)

      O koskoca kayalar, nasıl gelirdi dile!

Bir aylık mesafeye, bir gün akşama kadar;

      Gider döner Süleyman, onu taşırdı rüzgar! (60)

     Tam üç yüz yıl yaşadı, AshabKehf uykuda;

     Sonra Allah uyardı onları, mağarada!

   Kameri; üç yüz dokuz yıl, eder uykuları; (61)

                                       Bu ince hesap farkı, ne güzel bir uyarı!

     Bu olayların hepsi muhal olmaktan çıktı;

     Demek ki İslâm dini, tüm fenlere açıktı!

Ufukları gösterdin, bize yüce Peygamber;

     İnsanlık için sensin; en son, en büyük önder!

    “İstanbul’un fethi”ni, müjdelemiştin bize; (62)

     Zikir gibi tefekkür, farzdır üzerimize! (63)

                                        Ebû hureyre ile şu gerçeği bildirdin;

  İlim Süreyya’daysa, onu almaya gidin! (64)

         İki ilim ondaydı, yalnız birini verdi;

“İkincisini açsam, kesilir boynum” derdi! (65)

  İki deniz bitişik, biri acı ve tuzlu; (66/a)

          Perdelidir karışmaz, ötekiyle tatlı su! (66/b)

       Yerde yaşayanlarla, gökteki yaşayanlar; (67/a-b-c-d)

       Birleşebilir bir gün, bunu bilsin insanlar!

Onları yaratarak, dağıtan yüce Kudret;

                 Toplar dilediği an, buna muktedir elbet! (68/a-b)

     Kur’an-ı Kerim’inde, semadaki yollara; (69/ a-b)

     Yemin ediyor Allah, bu davettir kullara!

          Kuvveti buldu beşer, çıkabildi yıldıza; (70/a)

        İkinci doğu-batı, girmedi konumuza! (70/b)

      Allah, iki doğunun, iki batının Rabbi, (71/a)

      Birisi bildiğimiz, ya ikincisi hani? (71/b)

     Henüz bulamadılar, bu ikinci güneşi,  (72)

             Yüce kutsal Kur’an’ın, hiç olur mu bir eşi?  (73)

     Her bitkiyi, erkekli-dişili yarattı Hakk, (74)

      Rüzgarı taşıyıcı, aşılayıcı mutlak! (73)

           Rüzgar olmasa asla, meyve vermez ağaçlar;

                       İnsanlar gibi toplum, tüm hayvanlar ve kuşlar! (76)

        Her şey  zikreder Hakk’ı,demek ki her şey canlı (77/ abcçdef)

       Bir atom manzumesi , güneş kadar nizamlı!

                   Taş selam verdi sana, kütük ağlamıştı ya! (78)

                      Hazret-i Musa niçin, asayı vurdu suya? (79/a-b)

         İbrahim’i yakmayan ateş, neyi duymuştu?

       “İbrahim’e serin ol!” buyruğuna uymuştu! (80)

               Taş Allah korkusundan, yuvarlanır yerinden;

          Bazılarında ise, su fışkırır derinden! (81)

         Nuh gemisi, vâhiyle yapılmıştı o zaman; (82)

         Semaya çıktı İdris, ve inmedi oradan! (83)

          Binlerce yıllık haber, Kur’an’ın mucizesi;

             Kur’anın kaynağıysa, kalbinin berrak sesi!

         Ümmetin olmak için, İsâ gökte yaşıyor; (84)

         İslam’a hizmet etmek , hasretini taşıyor ! (85)

               Dostlarına demişti, ben gidecem ve fakat;

                           Kainatın reisi, gelmek üzere mutlak! (86/a-b-c-ç)

          Ben sizlere görevli, O ise kainata;

          Tekrar dönecem bir gün, kavuşacam mutlaka!

              Asmadılar İsa’yı, ve öldürmediler de; (87)

               Ümmetin olmak için, inecektir ilerde! (88)

        Vefat edince İsa, gömülecek yanına;                                 

        Ve misafir, olacak Kainat Sultanı’na! (89)

               Senden önce kimsenin, ermediği mertebe;

                                  Tüm dünya mescid oldu; hatta deniz, dağ, tepe (90/a)

         Toprak temizleyici ve temiz oldu sana; (90/b)

          Su olmazsa teyemmüm, farz tüm müslümanlara! (91)

                   Yalnız ümmetine helal oldu ganimet; (90/c)

                İsmini duyanlara, erişir idi heybet! (90/d)

         Bir aylık mesafeden, korkardı düşmanların; (90/e)

         Görevli meleklerdi, senin koruyanların! (92)

                           Ümmetlerin içinde, en hayırlı senin ki; (93/a-b)

                        Namaz safları ise, aynen meleklerin ki! (90/f)

        Yine ümmetine has, bir de zikir halkası;

        Melekler çevreliyor, hallerin şahikası! (94/a-b)

                   “Farzlar ve nafileyle, yaklaşırsa bir kulum;

                        Onu sever; gören göz, tutan eli olurum! (95)

        Sana verildi Kevser, Liva-i Hamd senindir (96)

         Şeytan’ın İslâm oldu, bu senin eserindir! (90/g)  

                            Arz’ın anahtarları, ancak verildi sana; (90/h)

                     Kat’iyyen verilmedi, önceden başkasına!

          Adem yaratılmadan ben peygamberdim, dedin; (97)

          Yaratılışta ilksin, ve sonu mühürledin!

                                        Son buldu Peygamberlik, senin yüce şahsında; (98)

                                    Gaye senin gelmendi, amaç sendin aslında! (99)

           Yalnız sana verilen, bir de Kadir Gecesi;

            Bin aydan hayırlıdır, ikramın en yücesi! (100)

                          Kur’an mucizesiyse, bâkidir sonsuza dek;

                                   Koruyucusu Allah; ne insan,ne de melek! (101)

           Dokunamaz harfine, her an yepyeni durur;

           Hükümleri ebedi, sonsuza dek uyulur! (102)

                  Minberinle evinin, arasını duyurdun;

                                                Cennet bahçelerinden bir bahçedir, buyurdun! (103/a)

           Cennetteki havzımın, üzerindedir minber; (103/b)

           Diyerek ilan ettin gerçeği, ey Peygamber!

                                        Mescidinde kılınan; bir namaz, bin mislidir, (90/i)

                                Yalnız Beytullah hariç, bu hüküm umumidir!

            Diğer camilerde bir , orda bin misli sevap; (104/a)

            Lütfunla bizleri de, ona bağışla ya Rab!

                       Selamınızı alır, karşılarım kabrimden;

                                              Ruhumu salar bana, ki eminim Rabbimden! (104/b)

           Musa’yı hem kabrinde, namaz kılarken buldun; (105/a)

           Sonra mi’rac anında, hepsine imam oldun! (105/b)

                                Tüm Peygamber ruhları, tâbi oldular sana;

                                   Ve de namaz kıldırdın, ta’zim için Rahman’a!

           Zaten; İmam-Hatibi benim, dedin mahşerin, (106)

            Sancağımın altıdır, hatta tüm peygamberin!

                                             Toplanacakları yer, övünmek için demem; (107)

                                             Ancak hak, gerçek budur, gereklidir söylemem! 

            Yine tüm insanlığın, tek efendisiyim ben; (108)

             Rabbim böyle buyurdu, konuşamam kendimden! (109)

                                        Parmak işaretinle, ay yarıldı ikiye;(110/a-b)

                                            Ağaçlar sana geldi, derhal çağırdın diye! (111)

             Tüm ümitler kesilip, susuz kalmışken insan;

             Şarıl şarıl pınarlar, aktı parmaklarından! (112)

                                              Göğsün açıldı, ismin yükseldi sonsuza dek; (113)

                                          Sana mutlak itaat, ayrıca tazim etmek; (114)

            Ve tercih etmek seni, kendi varlığımıza; (115)

            İmanın şartı oldu, şükrolsun Rabbımıza!

                                                  Senin kokundan üstün; ne misk, ne amber vardı;

                                               O mübarek vücudun, ne kokular saçardı! (116)

             Kalbim uyumaz dedin, Vahiysiz konuşmazsın;(117)

             Sırtınla da görürsün, tariflere sığmazsın! (118-119)

                                             Allah ve melekleri, salat ediyor sana,(120)

                                                      Teslim  olmak; salavat farz, tüm müslümanlara!

              Rabbim yakınlığını, sevgilerle duyurdu;

               Bizler bilelim diye, bakın neler buyurdu;

                                            Biat ettiler sana, Hudeybiye semtinde;

                                                      Senin elindi ama, benimkiydi üstünde! (121)

              Sana biat ettiler, bana oldu o biat;

              Cebrail sana dedi: “Toprağı küffara at!” (123)

                                                 Sen atarken ben idim, o toprağı fırlatan;

                                                         Tüm küffar askerini, hezimete uğratan! (122)

              Ve seni vekil etti, konuşturdu namına;

              “Ey kullarım!” dedirtti, günahkar kullarına! (124/a)

                                                             Senin cümlenle, ümit kapılarını açtı; (124/b)  

                                                     Bütün günahkarlara, rahmetlerini saçtı!

              Senin mevcudiyetin, varlığın hürmetine;

             Toplu azaplar kalktı, hatta küffardan bile!

                                                            “Taş yağdır! Diyenlere,azap etmem kat’iyyen;

                                                          sen içlerinde iken”, bilinsin ebediyyen! (125)

               Çünkü gönderdi seni, âleme rahmet için; (126)

               Raûf-Rahîm ismini, sana vermişti niçin? (127)

                                               Birbirini çağırır gibi , seni çağırmak;

                                                           Ve iznini almadan, huzurundan ayrılmak....

               Konuşmak yüksek sesle, senin yakın çevrende; (128)              

               Haramdır mü’minlere, her zaman ve her yerde.(129)

                                                 Hulle İbrahim’e has, konuşmaksa Musa’nın;          

                                                        Nur Cemâl’i görmekse, Muhammed Mustafa’nın!(130)

               Gaybı bilen Allah’tır, açmam dedi beşere;

               Yalnız açarım onu, sevdiğim Peygambere! (131)

                                İşte bu lütuflarla, tâ kıyamete kadar;

                                             Olacak olaylardan, verdin bizlere haber!(132)

               Seni ne kadar sevsek, seni ne kadar övsek;

               Bir hiç kalır yanında,acaba nasıl etsek? (133/a-b)

                                    Acaba nasıl etsek , nasıl etsek acaba?

                                           Tüm kirlerden arınsak, kavuşabilsek sana.

                Bir âh etsek de yansak, bir âh etsek de yansak;

                 Ve huzuruna varıp, ayağına kapansak...(134/a-b)

                                        O mübarek yüzünü, yüzümüze çevirsen;

                                               Ve baksan gözümüze, razıyım sizden desen!

                İşte o zaman kalpler, itminan bulur ancak;

                Ya Resulullah! Bu an nasıl mümkün olacak?

                                            Sen varlık yüzüğünün üstünün elmas taşı!

                                              Sen ki ezel nurundan, nurların en üst başı!

                Bütün nurlar, nurunun gölgesi olur ancak,

                Elbette bu gözeden, tüm nurlar parlayacak!

                              “Nurlar saçan bir kandil” , dedi Rabbin şanına; (135)

                                Seni  yüceltmek  için,  tâ   aldırdı   yanına!

Miraç mucizesiyle, Arş’ı âla’ya çıktın; (136)

İnanan insanlara , rahmetleri akıttın!

                                 Ne irfanlar o anda; açıldı da, açıldı…. (137/a)

                                 Ne rahmetler ve nurlar; saçıldı da, saçıldı…

Arş-ı âla, melekler, her zerre bu törende;

Buna benzer bir olay, görülmedi evrende!

                               Miracını kutlasın, yerde-gökte neki var;

                                Atom zerrelerinden, tâ Süreyya’ya kadar!

Öyle bir tören ki bu; insan, cin, melek hayran;

Yedi kat gökler ve arş, hatta kürside seyran! (138)

                                Ne büyük ikramdır ki, bu yolculuk ânında;

                                Mesafeler katlandı, sonsuzluk mekanında!

Diğer Peygamberler de, mirac ettiler mutlak; (139)

“Kabe Kavseyn ev ednâ”, sana verildi ancak!

                                Bir yayın iki ucu, arasından daha az; (140/a)

                                Yakînine ererek, öylece kıldın niyaz! (137/b)

En fazla seni sevdi, “Sevdiğim” dedi sana;

Sen ise yakîn oldun, eriştin muradına!

                                 Gözünün gördüğünü, yalanlamadı kalbin; (141)

                                 Çünkü en yakînine almıştı, seni Rabbin! (140/b)

Ve yok olmuştu O’nda, tüm geçmiştin kendinden;

Bu ancak sana ait, bir vergiydi Rabbinden!

                                 Bir makam ki Cebrail, giremezken oraya; (139),(142)

                                  Davet etti yüce Hakk, ey dostum gel buraya!

İlahi! Bu ne ikram, bu ne izzet, bu ne şân?

En kutsal makamda sen, bir de Resul-i Zişân!

                                  Rabbi ile yüz yüze, öz öze nur deryası; (143)

                                   Bir sohbet, bir huzur ki huzurun en âlası! (144-145)

Dil âciz, idrak âciz, hâli vasfeyleme;

Onu ancak kendisi, muktedir söylemeye!

                                   Ya Resulallah! Lutfet, yolunda fân olalım!

                                    Canı binlerce verip, sana kurban olalım!

Ozaman sevgin ile, yaşarız sonsuza dek;

O zaman mümkün olur, ebediyen ölmemek!...(146)

 Genclik Merkezi
 
 
 
 

 

 

HZ.ÂDEM  (A.S)

 

 

Senin    Rabbin  demişti, bir  vakit  meleklere;

‘’Bir  halife yaratıp, hakim  kılam  her yere’’(Casiye,13)  (Fatır ,39)

 

Dediler  ki  melekler,’’kan   dökecek  birini,

Yaratacakmısın  sen? Kırarlar  birbirini.(Bakara, 30

 

Oysa  biz seni  över,tesbih , takdis  ederiz’’

‘’Asıl   halifeliğe lâyık  olan  bizleriz.’’(Bakara,30)

 

Rabbin  o melekleri,  derhal   ikaz  eyledi;

‘’Benim  bildiğimi siz   bilemezsiniz’’ dedi.(Bakara, 30)

 

Cenab-ı  Allah ona,   üflemeden   ruhundan;

Yaratmıştı  Adem’i kuru   temiz   çamurdan.(Hicr, 26)

 

Cennette  uzun  zaman,  kaldı   cansız  vücudu.

Secde   emrinden  önce,  İblis  dolaşıyordu.(İnsan,1)

 

Ve  gördü ki  içi  boş, inceledi   yakından,

Anladı  mâlik olmaz,  kendine   bu  bakımdan.(Seçme Hadisler,s. 127)

 

Emir   vermişti  Rabbin,  önceden   meleklere,

“Üfleyince   ruhumdan,  ediniz  secde” diye.(Sad,  71-72)

 

Vakit   gelince  Allah,  üfledi  de ruhundan,

En  güzel  suret  oldu,  bakılmazdı nurundan.(Tin, 4)

 

Bütün   melekler hemen,  secde  ettiler tümden.(Sad, 73)

Yalnız   etmedi  İblis,  lanetlendi   bu yüzden.(Hicr,27-28-29-30-31)

 

Verdi  Adem’e , ilmi allâme  oldu  birden.

İsimlerin  hepsini ,  öğrenmişti   aniden.(Bakara,  31)

 

Hakk  dedi  meleklere,  “doğruysanız  eğer siz;

Onların  adlarını  bana  haber  veriniz.”(Bakara,  31)

 

Dediler  ki melekler,  “sen  yücesin her  şeyden.

Bildirdiğinden   başka biz   bilmeyiz   katiyyen.”(Bakara, 32)

 

Dedi  Rabbin “ey  Adem! Onların   tüm ismini,

Bunlara   sen   haber  ver . eksik  etme   birini .” (Bakara, 33)

 

Onların   tüm ismini,  haber  verdi bunlara.

Gerçek  Adem’i artık,  tanıtmıştı   onlara.(Bakara,  33)

 

Rabbin  dedi  “ ey  İblis!  Secde etmedin  neden?

İki  elimle onu,  yaratmıştım  önceden.(Sad, 75)

 

Yücelerdenmi   mi oldun,  gururlandın     nedir”?

İblis  dedi “Ben  ondan,  hayırlıyım öyledir.(Sad,  75)

 

Beni  ateş  onuysa,  yaratmıştın  çamurdan.”(Sad,  76)

Allah  dedi “çık  oradan,  taşlanmış olaraktan.(Sad,  77)

 

Ve  şüphesiz  la’ netim,  daima   üstündedir.

Ceza   gününe kadar,  bu  değişmez  böyledir.”(Sad, 78)

 

Dedi İblis “ey  Rabbim, diriliş  gününe dek,

Bana  mühlet ver  nolur, kabul  olsun bu  dilek.(Sad,79)

 

Benden  üstün kıldığın,  kimdir  haber ver  bana,(İsra,62)

Eğer  mühlet verirsen,  and  ederim ki  sana;

 

Onun  neslini tümden,  kendime  bend ederim;

İhlasa  erdirilmiş olan, müstesna  derim.”(İsra,62)

 

Rabbin  kabul eyledi,  şöyle  söyledi ona;

“Mâlum  bir vakte  kadar,  mühlet verildi sana.(Sad,80-81)

 

Gücünün  yettiğini, artık  yerinden  oynat.(İsra,64)

Piyaden,  süvarile,yaygaraları  kopart.

 

Ortak  ol hem  onların,  evlat ve  mallarına,

Vaidlerde  bulun da,  aldat  yalanlarınla.(İsra,64)

 

Hepinizin  cezası, cehennemdir  muhakkak.(İsra,63)

Benim  gerçek kullarım,  korunmuşlardır  mutlak.”(İsra,65)

 

Âdem’se  cennetteydi, yalnızdı  eşi yok.

Havva’yı  var etti  H ak,  onu sevmişti  pek  çok.

 

Çünkü  kendi canıydı,  kaburga  çubuğundan.(Zümer,6)(Buhâri, Müslim, Tirmizi)

Yaratılan  eşini  çok  seviyordu bundan.

 

Havva  ise aslını,  Adem’i  çok sevmişti,

Bütün  sevgilerini, tüm Adem’e  vermişti.

 

Allah  buyurdu ona ;Ey  Adem! Sen  ve eşin;

Kalmak  için cennette, beraberce yerleşin!(Araf,19)

 

İstediğiniz  yerden, yemek  için  alınız!

Şu  yasak ağacaysa,  sakın  dokunmayınız!(Araf,19)

 

İbni  Abbas’dan naklen,  bir  yılan hadisesi,

Bu  haber doğru  ise,  şöyledir neticesi;

 

Yılan  Cennette bekçi,  özel  görevi vardı;

Secde  emrinden önce,  İblisi  çok sayardı.(Tarihi  Taberi  terc. C.1 sh. 75)

 

Dört  ayaklı ve  gayet , güzelce  bir yaratık;

İblis  ise cennete,  giremiyordu  artık.(Tarihi Taberi  terc.  C.1 sh. 75)

 

Yalnız  yılandan haber,  sorardı  zaman zaman,

Yeselerdi  yasaktan, çıksalardı  oradan.(Tarihi  Taberi terc. C.1  sh.75)

 

Yine  birgün yalvardı, yılan  açtı  ağzını;

İblis  girdi içine,  görmedi  kimse onu.(Tarihi  Taberi  terc C.1 sh.75)

 

Cennete  girdi İblis,    yanlarına vardı;

Onlarsa  köşklerinde, hoş  oturuyorlardı.(Tarihi  Taberi terc. C.1 sh.75)

 

Emiri  unutturdu, vesvese  verdi şeytan;

Yerseniz  şu ağaçtan,hiç  çıkmazsınız  buradan.(A’raf,20)

 

Ya  melek olursunuz,  ikiniz  de ebedi;

Reddetti  onu Âdem, katiyyen   yemem  dedi.(Tarihi Taberi  terc. C.1 shf.75)

 

Şeytan  döndü  Havva’ya,  nice nice  yeminden;

Sonra  aldattı onu,  ve  yedirdi meyveden.(A’raf,22)

 

Bu  defa Havva  onu,Âdem’e  uzatarak;

“Ye”  dedi, o  meyveden,  yasağı unutarak.

 

Ve  dedi “ ben de yedim,  hiç  bir şey değişmedi.”(Tarih-i Taberi  terc. C.1.s.76)

Bunu  görünce Adem, inandı  hemen  yedi.

 

Evet  zarar vermedi, meyve  Havaya  ancak;

Sözü  Adem vermişti, kim  derdi  unutacak.

 

Allah  Adem’den sözü,  almıştı  daha önce,

Bu  sözünden dolayı,  soyuldular  yeyince.

 

Allah  adına yemin  edince  İblis Şeytan;

Onların  kalplerine hemen  gelmişti  inan.(A’raf,21)

 

Aldanarak  yeyince her  ikisi  de birden;(A’raf,22)

Gizli,  mahrem yerleri, açılmıştı  âniden.

 

Soyuldu  üstlerinden, cennet  elbiseleri,

Haya  ve hicabından,  utanarak  her  biri;(A’raf,22)

 

Cennet  yapraklarını, yamayıp  örtündüler;(A’raf,22)

“Ya  Rabbi nefsimize,  zulüm  ettik” dediler.(A’raf,23)

 

“Demedim  mi size  ben,  hepsi serbest,  şu  yasak!

İblis’e  gelince o,  size  düşmandır mutlak.(A’raf,22)

 

Şimdi  birbirinize düşmanlar  olarak  siz;

Artık  yaşamak üzere,  yeryüzüne  ininiz!(A’raf,24)

 

Orada  ölürsünüz ve  çıkarsınız  ordan.(A’raf,25)

Dirileceğiniz  gün, yarılınca topraktan.(İnşikak,3-4-5)

 

Size  örtünmek için,  süslenmek   için giysi;

İndirdik  takva ise,  bunların  en iyisi.”(A’raf,26)

 

Hindistan’da,  Serendib dağına  indi  Âdem.

Havva  ise,Cidde’ye, indirildi  cennetten.(Tarih-i  Taberi, terc. C.1.s.77)

 

İblis’se,  Übülle’ye, hor  ve  zillet içinde;

Yılan  da İsfehan’a,  ayaksız  bir biçimde.(Tarih-i Taberi,terc.c.1.s.77)

 

Yardım  etti İblis’e  cennete  soktu onu,

Cezalandırdı  Allah, sürünmek  oldu  sonu.(Tarih-i Taberi,terc.c.1.s.77)

 

Atamızın  cezası, rızık  için  zorlanmak;

Annemizin’ki  ise, doğum da  sancı  duymak.(Tarih-i  Taberi,terc.c.1.s.78)

 

 

Buğday  döver yoğurur,  pişirir  Âdem yerdi.

Havva  ise Cidde’de  balığı  çok severdi.(Tarih-i Taberi,terc.c.1.s.78)

 

Cenab-ı  Hakk   affetti,  bağışladı  onları.

Âdem’i  tekrar seçti,  mutlu  oldu sonları.(Taha,122)

 

“Sizin  için indirdik,  sekiz  çift davarlardan.

Ve  artık yeryüzünde  yararlanın  onlardan.”(Zümer,6)

 

Tefsir  kitaplarında;Deve,inek ve koyun,

Bir  de keçi  hepsi  çift, bundan  müsterih  olun.

 

Onlar  da çoğaldılar,  tıpkı  insanlar  gibi.

Et, deri,yün,sütleri,  kaynar pınarlar  gibi.

 

Rabbimin  nimetleri sayılmakla  tükenmez.

Yerde  gökte denizde,  hadde  hesaba gelmez.

 

Bütün  bu nimetlerin,  karşılığıkulluktur.

Allah’a  kulluk ise, en  büyük  mutluluktur.

 

Buluşmaya  vesile, Arafat  oldu mekân

Bu  dağın güzel ismi,    gelmekte oradan.(Tarih-i  Taberi  terc.c.1 s.80)

 

Düşünün  ki dünyada, ayrı  ayrı  çift insan,

Biri  Cidde’de yalnız  diğeriyse  Hindistan.

 

Bir,  beş, on  sene  değil, tam  iki  yüz yıl  geçti,

Çile  doldu ki  çiftler,Arafatta  birleşti.(Tarih-i Taberi terc. C.1.s.80)

 

Artık  dünya bambaşka,  bambaşka  âlem oldu,

Halifelik  görevi başlamış  oluyordu.(Bakara,30)

 

Senelerin  acısı yakmıştı  yürekleri

Ve  artık kavuştular,  kabuldü  dilekleri.

 

Yüz  yılların hasreti,  sevince  dönüşmüştü,

Hep  arayan o  gözler,birbirini  görmüştü.

 

Hem  öyle bir  görüş  ki, Canının  canı  gibi.

Gözünün  nuru veya,  damarın  kanı gibi.

 

Ne  imtihandı ya  Rabb!  Ve nasıl  dayandılar!

Sen  kuvvet verdin  amma, gör  ne kadar  yandılar.

 

Yakınca  temizledin, yaklaştırdın  onları,

Sana  teslim oldular,  mutlu  oldu sonları.

 

Sen  taktın başlarına,  saadet   taçlarını,

Ve  öğrettin onlara,  güzel  inançlarını.

 

Ruh  ile beden  gibi,  birleşince  bir anda,

Hamile  oldu eşi,  buyurmuştun  Kur’an’da.(A’raf,189)

 

Evlenmişlerdi  artık, izni  İlahi  ile,

Evlat  isteklerini getirmişlerdi  dile.(A’raf,189)

 

Hikmet  dolu takdirin , yerini  buluyordu,

Eksik  doğan çocuklar,  asla  yaşamıyordu.(A’raf,189)

 

Nice  seneler sonra,  kabul  oldu dualar,

Bu  gecikmede ise; nice  nice  hikmet var.

 

Meleklerden  işitti, doğacak  çocuk  Salih.

Bu  defa da  İblis’ e  gülümsemişti talih.

 

Şeytan  pusuda idi ,  gözetliyordu  O’nu,

Âdem’se  aldanmıştı,  pişmanlık oldu  sonu.

 

Sür’atle koştu  İblis ve  dedi  ki:”Ey Adem!

Şartım  kabul olursa,  var  size büyük  müjdem.

 

Bu  defa Allah  size,  sapasağlam bir  oğlan,

Verecek,  yaşayacak.Haydi  şartıma bağlan!

 

O’nu  bana hediye,  kul  diye verecksin.

“Abdulharis”tir  adı, hep  böyle  diyeceksin”(Tarih-i  Taberi terc.c.1.s.87)

 

Haris,  Şeytan’ın adı,  Adem’i  aldatmıştı.

Kendi  kuluymuş gibi,  O’na  isim takmıştı.

 

Bebek  sağlam doğunca,  aydın  oldu gözleri,

İblis  hile yapmıştı, geçerliydi  sözleri.

 

Abdulharis  koydular, O bebeğin  adını,(A’raf,190)

Yerine  getirdiler, Şeytan’ın  muradını.

 

Rabbim  O ikisini,  derhal  ikaz eyledi,

“Salih  evlat verdik  de,  müşrik oldular”  dedi.

 

Çok  pişman olmuşlardı yalvardılar  Allah’a,

Binlerce  tevbe olsun,  suç  yapmayız bir  daha.

 

Anne  ve babamızı,  perişan  eden düşman,

Bize  neler yapıyor,  varmıdır  hiç anlayan.

 

Rabb’im  yine affetti,  bağışladı  onları,

Bundan  ibret almalı,  gelecek  torunları.

 

Peygamberimiz  dedi,”kan gibi,  İblis  şeytan,

Dolaşır  içinizde,” uyan!  Gafletten uyan!(Riyazüssalihin c.1.d. 3. sh. 348-349)

 

Bir  milyar müslümanın, acı  hâli  nicedir?

Mü’minler  paramparça, ne  büyük  bilmecedir!

 

Şeytanın  tuzağında hep  düşmüşüz  pusuya,

Herkes  kendinden emin,  kendi  haklıymış güya.

 

O’nun  en baş  planı  benlik vermek  insana,

Toplumu  dağıttı mı,  parçalar  kana kana.

 

Geliniz  her birimiz,  öc  alalım İblisten,

Sarılalım  Kur’an’a, ve  kurtulalım  tümden.

 

Allah’a  sığınalım, huzurda  olmasından,

Ve  dürtüştürmesinden,  böyle buyurdu  Kur’an.(Mü’minûn, 97-98)

 

“Siz  görmezsiniz fakat,  şeytanlar  size girer,”

Kanınızda  dolaşır, size  kumanda  eder.(Riyazüssalihin c.1.d.3.sh.348-349)

 

Görmediğimiz  yerden, giren  o  şeytan için,

La  havle çekip  Hakk’a  sığınmazsınız niçin?

 

Aslında  “zayıftır O,”  gücü  kuvveti yoktur.

Fakat  pek kurnaz  fitne, hile,düzeni  çoktur.(Nahl,98-99-100)

 

Milyarlarca  halkı var,  yayalar, süvariler.

Güçleri olsa  bize, neler  yaparlar  neler!

 

Ancak  vesvese, benlik,  onların tek  hüneri.(Tarih-i  Taberi terc.c.1.s.76)

Kadın  ve para  ile,  bütün becerileri.

 

İçki,  şehvet ve  kumar,  en büyük  malzemesi.

Cehennemlik  etmektir, onların  tek  gayesi.

 

Türlü  istekler ile,  ölümü  unutturmak,

Her şey  dünyaymış gibi,  yanlış  yolu tutturmak.

 

Sıtkıle  teslim olur,  anarsak  Rabb’imizi,

Bizlere  yardım eder  ve  korur cümlemizi.(Nahl,98-99-100)

 

La  havle vela  kuvvete,  illa billahil   âzim.

Sana  sığındık tümden,  ey  Rahman, Rahim, Kerim.(Fussilet,36)

  Genclik Merkezi
 
 
 
 

 

 

 

HZ.İSA(A.S)

 

Demişti  ki melekler; “Ey  Meryem; Allah  seni;

Temizledi  ve seçti,  üstün  kıldı  rutbeni.

 

Kadınlar  üzerinde, en  üstünü  sensin bil;(Âl-i  İmran,42)

Divan’a,  dur secde  et,  eğilenlerle eğil.”(Âl-i  İmran,43)

 

Yine  dedi melekler; “seni  Hakk  müjdeliyor.

Ve  Meryem oğlu  Mesih, İsa  artık geliyor.

 

Kendinden  bir kelime, seçkin  ve  yakınlardan;

Dünya  ve  âhirette,  şerefli olanlardan.

 

O   beşikte ve  sonra ,  insanlarla konuşur.

Ve  nihayet yetişir,  salih  bir  kimse olur.”(Âl-i  İmran,46)

 

“Meryem, ailesinden  doğuya çekilmişti;(Meryem,16)

Onlarla  arasına, bir  de  perde germişti.(Meryem,17)

 

Meryem  perde çekerek,  onlarla  arasına;(Meryem,17)

İbadetle  meşgulken, aniden  karşısına;(Meryem,17)

 

Cebrail’i  gönderdik, düzgün  insan şeklinde.(Meryem,17)

Görünce  dedi Meryem, sinirli  bir  biçimde;

 

-Allah’tan  korkuyorsan, bana  yaklaşma sakın”(Meryem,18)

Cebrail  dedi ona, “ben  elçisiyim  Hakk’ın.”(Meryem,19)

 

Tertemiz  bir oğlanı,  hediye  eyleyeyim;(Meryem,19)

Meryem  dedi “nasıl  iş, henüz  ben bakireyim.”(Meryem,20)

 

O dedi; o öyledir,  fakat diyor ki Rabb’in:”

“Olan  olup bitmiştir, o benim  bir  rahmetim.(Meryem,21)

 

Bu  bana göre kolay  ve  benden işarettir.(Meryem,21)

Bunu  gördükten sonra, inkârı  delâlettir.”

 

Gebeliği  artınca, çekildi  uzak  yere,

Sancısı  yükselmişti, dalmıştı  kederine.

 

Bir  hurmanın dalına, yaslanıp  inlemişti;

“Keşke  önceden ölüp  unutulsam”  demişti.(Meryem,23

 

Alttan  yükselen bir  ses,  dedi; “ sakın üzülme;(Meryem,24)

Alt  yanından bir  harık,  akıttı Rabbın,  yine;(Meryem,24)

 

Üzerine  dalı çek, dökülsün,  taze  hurma.(Meryem,25)

Hurmadan  ye,sudan iç,  sakın  kederli durma.(Meryem,26)

 

İnsanlardan  birini, görür  isen  o zaman;

De  ki; “ ben  oruçluyum,  katiyyen  konuşamam.”

 

Doğum  olunca O’nu  kavmine  getirmişti;

Kavmi  O’na “ey  Meryem  ne tuhaf  iş” demişti.(Meryem,27)

 

“Ne  baban kötü  adam, ne  de anan fahişe;

Kimden  aldın bebeği,  nasıl  girdin bu  işe?”(Meryem,28)

 

Meryem  işaret etti; konuşun  bebek  ile;

Onlar  buna kızarken, o  bebek  geldi dile;(Meryem,29)

 

“Ben  Allah’ın hem  kulu,Peygamberiyim  hem de;

Kitab  verildi bana, bereket  var  çevremde.(Meryem.30)

 

Namaz  ve zekât  ile, emrolundum  ömrümce;(Meryem,31)

Anneme  zorba değil,  saygılıyım  derince.(Meryem,32)

 

Doğduğum,  öleceğim, tekrar  dirileceğim;

Günler , selâm  banadır, Rabbime  döneceğim.”(Meryem,33)

 

Bu  sözü işitenler, tüm  şüpheye  girdiler;

Kimi  dedi “bu Allah”, kimi  “oğlu”  dediler.(Meryem,37)

 

“Şüpheyle  ayrılığa, düştükleri  şey  budur.(Meryem,34)

Allah  çocuk edinmez,  O  “ol” der  herşey  olur.(Meryem,35)

 

İsa’ya  kitap ile, hikmeti  öğretecek;

Ayrıca  Tevratı  da, ve İncil’i  verecek.(Âl-i İmran,48)

 

Peygamber  olur  ve der  o, Beni  İsrail’e(Âl-i İmran,49)

“Getirdim  Rabbinizden size  büyük  mucize;

 

Çamurdan  bir kuş  yapar,  üflerim hemen  uçar;

Anadan  doğma körler,  derhâl  gözünü açar.(Âl-i  İmran,49)

 

Alacalık  hastası, iyileşir  aniden;

Diriltirim  ölüyü, kalkar  gelir  yerinden.(Âl-i  İmran,49)

 

Evlerde  yapılanı, haber  veririm  size

Bunları  hep  yaparım,Allah’ın  izni  ile;(‘Al-i İmran,49)

 

Ve  helâl etmek  için,  size bazı şeyleri;

Çünkü  haram kılınmış, idi  o  önceleri;”(Âl-i İmran,50)

 

Yaşı  otuz olunca,  başladı  mucizeler;

Ölüyü  diriltmeler ve  daha  neler , neler.

 

Tam  on yıl  irşad  için, beldeleri  dolaştı;

Nice  şehirler gezdi,  nice  dağları aştı.

 

“Benim  ve sizin  olan,  Rabbınız  O Allah’a;

İbadetler  yaparak, girin  dosdoğru  yola”(Âl-i İmran,51)

 

Diyerek  gece gündüz  hep  nasihat ederdi.

“Her  şeyi var  eden  Hakk,  yalnız bir  tekdir”  derdi.

 

Onlarsa  önce ondan,  mu’cizeler  isterler;

Onları  heyecanla ve  dikkatle  izlerler

 

Mu’cizeleri  görüp, “ne  sihirbaz” derlerdi;

O  kaçtıkça kafirler,  hep  takip ederlerdi.

 

On  iki kişi  ona,  inanmıştı gerçekten;(Âl-i  İmran,52)

Gökten  yemek istemiş,  yemişlerdi  yemekten.

 

Yahudiler  öldürdü, Zekeriyya  ve Yahya’yı;

Yine  öldürmek için, ararlardı  İsa’yı.

 

Dostlarına  demişti “ben gidecem  ve fakat;

Kâinatın  reisi, gelmek  üzere  mutlak.(Yuhanna,14/28- 29-30)

 

Ben  sizlere görevli,  o  ise kâinata;(Sebe’,28)

Tekrar  dönecem  bir gün kavuşacam  mutlaka;(Yuhanna,16/5-8)

 

İçinizden  biriniz, ihanet  eder bana;(Tarih-i Taberi,C.2,S. 118.)

Fakat  ben sığınmıştım, Rahim  olan  Rahman’a.”

 

Uyudular  o  gece ,  sabah olunca  hemen;(Tarih-i Taberi,C. 2,S.118.)

Taşraya  çıktı  Şemun, ayrıldı  içlerinden.

 

Tanıyıp  tuttu onu, azılı  Yahudi’ler;

Göster  İsa’yı diye, bir  haylice  dövdüler.(Tarih-i Taberi,C.2,S. 118)

 

Derken  otuz akçaya  razı  ettiler onu;

Fakat  çok pişman  idi,  intihar oldu  sonu.(Tarih-i  Taberi C.2,S.118)

 

Ve  tuttular İsa’yı, bağladılar  direğe;

“Haydi  kurtar kendini, bu  ölü  diriltmeye,(Tarih-i  TaberiC.2,S.119)

 

Benzemez  ey sihirbaz, gece  sabaha  kadar;

Bekle  burada bağlı,  ya  da kendini  kurtar.”(Tarih-iTaberi,C.2,S.119

 

Toplandılar  insanlar, sabahleyin  oraya;

Hazret-i İsa’yı  Hakk , kaldırdı  yukarıya.(Tarih-iTaberi,C.2,S.119)

 

Dediler  “ne sihirbaz, kayboldu  gözümüzden;

Fakat  bozulur sihri, şimdi  gelir  yeniden”.(Tarih-i Taberi,C.2, S.119)

 

Diyerek  heyecanla, beklerlerken İsa’yı;

Hakk  benzetti İsa’ya  sevdikleri  Kâhyayı.

 

Onlar  hiyle  yaptılar, Allah  da hiyle  yaptı;

Hiyle  yapanların en  hayırlısı  Allah’tı.(Al-i İmran,54)

 

Saldırdılar  görünce, “işte  geldi dediler;”

Tutarak  hep beraber, çarmıh’a götürdüler.(Tarih-i  Taberi, C.2,S.119)

 

Feryat  ediyordu o; “ben İşu’yum  kâhyanız”.

Onlar diyor  “İsa’sın, bir daha aldanmayız.”(Tarih-i Taberi,C.2,S.119)

 

Adı  İşu’ydu  onun,  büyük  kafirlerdendi;

Asıldı  bağırarak ve  sonra  çivilendi.

 

Çivilediler  onu, haç şeklinde  çarmıha;

Bir hayli  kaldı orda,kâhya  olmuştu  imha.

 

İşu’nun sesi kaldı , “beni öldürmeyiniz ;

Ben sizin kâhyanızım n’olur mühlet veriniz .”

 

Aradılar kâhya’yı oysa ortada yoktu ;

Bu hâdise onları ,tümden şüpheye soktu ( 52 )

 

Dediler ki bir kısmı ; “ İşu’yu astınız siz .”

Diğerleri dediler “İsa’ydı bildiğimiz .”

 

Meryem annemiz ise , gece sabahlara dek ;

Ağlardı karşısında , İsa’ya benzeterek . ( 54 )

 

Asmadılar İsa’yı ve öldürmediler de ;( 55 )

İslâm’a hizmet için inecektir ilerde . ( 56 )

 

Haçı kırıp domuz’u imha edecek tümden ; ( 57 )

İslâm şeriatını , ihya ile yeniden . ( 58 )

 

Mehdi’yle buluşarak , tam bir uyum içinde ;

Deccal’ı öldürecek , amansız bir biçimde . ( 59 )

 

Yeminle haber verdi , yüce peygamberimiz ;

“İsa hakim olarak ,inecektir biliniz .( 60 )

 

Mehdi ise soyumdan , adı adımdan ola ;

İsa’yla birleşeler , çağıralar Hakk yola .”

 

Kur’ân’da Süleyman’ı şöyle anlattı Rabbim ; (61 )

“ Bunlar gerçek haberler , bilesin” ( ey Habibim ) ;

 

Genclik Merkezi

 

 

 

BEDİÜZZAMAN HZ.LERİNE SESLENİŞ

 

 

Ümitler gözler sende,sen ki bir çığır açtın;

Ömür boyu yaşadın,ne usandın,ne kaçtın.

Şimdi sesleniyorum,Kabr-i meçhulüne ben!

Binler said var oldu,samimi nefesinden.       

Sevginle yaşıyoruz,gönlümüzde sultansın,

Sen,ey büyük Mücahid! Sen Bediüzzaman'sın!

Ne gam gittiysen eğer,gözümüzün önünden,

Işık tuttuğun yollar,parlaktır daha dünden.   

Ashab-ı Güzin gibi,yaşadın ömür boyu!  

Tam şecaat gösterdin,idam ettin korkuyu!

Barekallah! Ömründe,eğilmedin,yılmadın!

Tufanlar esti yine,çökmedin yıkılmadın!    

Ol yüceler yücesi,görüyor halimizi!

Bir müceddid olarak,arz et ahvalimizi!

De ki Ümmetin zaif,de ki ümmetin bikes;

Halet-i nezi' gibi,çıktı çıkacak nefes.       

Rabbim kuvvet verirse,canlanır,şahlanırız;

Bir sinek dahi olsak,nemruttan öç alırız.

Yeter ki ruh-u Nebi,şefkat eylesin bize;

Firavn'ı,şeddatları hep getiririz dize.     

Kalemlerimiz füze,sesimiz atom olur;

Nurlu bakışımızla,kirli ruhlar durulur.

Her yerde âyetlere,bol bol mana verirsin;

Mucize-i Ahmed'i,en bereketli dersin.     

Bir nesl-i cedid gelir,hizmet eder Kur'ân'a;

Bölük bölük devletler,talip olur İslâm'a.

Nur okulu ne mezhep,ne de bir tarikattır;

O bunları savunan,gerçek bir hakikattır.   

Bir manevi cezbeyle,kabarmışız,taşmışız;

Kıt'alardan kıt'aya,meşaleler saçmışız.

 Amerika ,Fransa,Suudi Arabistan;              

Mısır,Irak,Almanya,hayran sana Pakistan!

Her yerde risaleler,her yerde nur halkası;

Anadolu bugün de,imanın şahikası.

Ne mümkün herkes seni tanısın ve tanıtsın;

Milyonların gönlünde, mekan tutan anıtsın.

Mansursun,muzaffersin AVN-İ İLAHİ ile,

Asırlar yad edecek,ismini dilden dile.

                                                    Genclik Merkezi

 

 

 

 

 

BAŞSIZ ŞEHİT

 

                              

 

Sonsuz münâcatım var,gözlerim yaşlı bugün,

Çıkmaza giren yolum dikenli taşlı bugün.

 

      Kanayan ayağımla huzura koştum yine;

      Savulun hey ruhsuzlar!Çağladım, coştum yine;

 

Fedaisi kalmamış ise,Din’i islâm’ın

İşte kurbana geldim,huzurunda Zişan’ın.

     

      Milyonlarca ayrılsa,parçalansa bedenim,

      Ruh-u mücerredimle yine devam ederim.

 

Ey şecaat örneği!Ey şehid-i Kerbelâm!

Tüm Allah’a yönelmiş,benim yüce şühedam!

 

      İmana susamış da,sineler çatlayacak;

     Beyninde dönen bomba,az kaldı patlayacak

 

Doğudan yükselen o,muazzam nurum bugün;

Garbın zulmüne düşmüş,çözülmez bir kördüğüm

 

     İşte kanlı parmağım,işte şanlı sancağım,

     Bu kördüğümleri ben,tüm parçalayacağım.

 

Elbette bir sinekten,âciz değil kuvvetim;

Nemrud’u , Şeddat’ları mahvedecek heybetim.

 

     Avn-i ilahi beni,tuttukça kollarında;

     Benim o ”Başsız Şehid”  Resûl’ün yollarında.

 

                                    Genclik Merkezi

 

 

 

 

ŞEHİDİN VEDAI

 

 

Bu  bayramı  dahi  kanlı  yaş  ile,

Geçirdim, sen  orda  duydun  mu  anne?

Hicran  oldu  aşım,dertli  baş  ile;

Bağrına  neşteri,  vurdun mu  anne?

  

Nidem (ne  edem) dertli  gönlüm,  ağlasın mı  hep?

Kader  kollarımı,  bağlasın  mı  hep?

Düşman  mavzerini,  yağlasın  mı  hep?

Naçar  bu  karara,  uydun  mu  anne?...

  

Malatya’dan  Ankara’ya  yollandık;

Sağlı  sollu  Jandarmayla  kollandık.

İdam  için  hükümlendik,  pullandık,

Hakk  için  duaya, durdun  mu  anne?

  

Ayrıca  hastayım, tâ  ciğerimden;

Gurbetteyim,  yaram  sızlar  derinden.

Mektubum  alırsan  eğer   birinden;

Bil  ki  hayattayım, umdun mu  anne?...

  

Din  safında küffar,açmasın  gedik;

Millet  düşmanları  kahrolsun  dedik.

Ne  fikirler  kurduk  neler  diledik.

Duygumuza  memnun  oldun  mu  anne?...

  

Gayemiz  İslâm’dı  halimiz  ihlâs;

Olmalı  diyorduk, bu  millet  halas.

Yüzlerim  olsa  da,  bu  yolda  paspas,

Kalbim  iman  dolu,  bildin  mi  anne?...

  

Gerçi  suçum  iftiharım  olacak;

Suâlimi  Münker-Nekir  soracak.

Belki  defnim,  meleklerle  dolacak;

Bir  nebze teselli  buldun  mu  anne?..

  

Hayal  oldu  artık,  eski  günlerim;

Koğuştan  dışarı  çıkmaz  ünlerim.

Gardiyan, bir  kefen,kefen!  İnlerim;

Yorgan  beyazını  yudun  mu  anne?...

  

İşte  şimdi  burda,  muzdarip  garip;

Bir  hasır  üstüne,  ömrümü  serip;

Küflü  duvarlara  derdimi  verip,

Gitmekteyim,  yola  vurdun  mu  anne?...

  

Anne!Anne! Sanma  ki  kederliyim;

Bu  davanın  en  gönüllü  eriyim.

Ölmek  de  ne?Ebediyyen  diriyim.

Rabbıma  helallık   sundun  mu  anne?...

  

Yanındayım  zamân  zamân,  an  be  ân,

Kafesten  kurtuldu, serbest  oldu  can.

Ey  şehid  anası! AVNİ’ye  Ğufran.

Neler  ihsan  etti,  duydun mu  anne?...

                                                Genclik Merkezi

                                                   

 
 
 

FETHİN 550.YILI

 
 
 

Mekke Beytullah ile, Medine'de Nur Resul;

                     O'nun en yakınıyla, şereflendi İstanbul.

                             Surlarla donatılmış,güçlü "Konstantiniyye,

                            Feth edilecek bir gün, Allah'ın izni ile.

                  Ne güzel o komutan! Ne güzel askerleri!"

                Diye haber verince ol Rahmet Peygamberi;

                            Övülen olmak için; nice nice ordular,

                           Bizans'ın surlarına yıllarca saldırdılar.

                  Eba Eyyüb Ensari, Osman (r.a) komutasında,

                 Şehid olmak azmiyle, o surların yanında.

                            "Eğer ölürsem beni,taşıyın son noktaya,

                            Bu peygamber dostunu gömünüz ta oraya!"

                 Derken yüce sahabe,  kavuşmuştu Rabbine,

                Kabrinin keşfi ise kaldı Ak Şemseddin'e.

                            Ve nihayet gün geldi ve çok yaklaştı zaman;

                          "Hücum!!!" dedi, Mehmet han gemilerle karadan.

               Top sesleriyle surlar çökerken gümbür gümbür,

              Mücahitler haykırdı, Allah Büyük!Allah Bir!

                           Secdede Akşemseddin, at üstünde genç sultan!

                         Sancakla sur üstünde, şol Ulubatlı Hasan.

             Verilen şehitlerle nice binlerce gazi;

            Ve açılan yeni çağ, orta çağ oldu mazi.

                         Güzel Anadolu'nun bir pırlantası boğaz;

                        Binlerce sayfa yazsan yine, anlatılamaz!

             Mavi deniz, kuşlarla, camiler ve saraylar;

            Zümrüt gibi ağaçlar, bu güzellik nerde var!

                         Düyanın göz bebeği! Dünya durdukça sen dur!

                       Bu naçiz satırları yazdı Avni Özmansur.

 

                                                               Genclik Merkezi

                       
 
 
 
 
               ARAYIŞ

Ruhum  öyle coşkun  ki,  varlığımdan taşıyor,

Zindan  içinde mahkûm,  sahralarda  yaşıyor.

 

Yalınız  yaşayamaz, ona  kardeşler  lâzım,

Aramak  vazifemdir, diyemem  neme  lazım.

 

İnsan  avına çıksam,  kâh  güler, kâh ağlarım,

Binde  bir tane  bulsam,  derman diye  bağlarım.

 

Derman  az ,yaram  ağır,  öksüz kalp  durma  bağır,

İşitmez  ya, devam  et,  çünkü onlar  kör  sağır.

 

Kördür  öyle bakar  ki; dal endam,  balık ete,

Ak  alnıma karadır,  lekedir  memlekete.

 

Bu  güruhtan  fayda yok, ben  insan  bekliyorum,

Yıllardır  kar, fırtına demez  dinekliyorum.

 

Gelin  millet aşkına , gelin  Allah  aşkına,

Desteklen,  kuvvet verin,  ben  biçare şaşkına.

 

Öyle  ya gören  gözler,  derler aciz  şaşkındır,

Bilmezler  ki âlem  dar ,  arza sığmaz  taşkındır.

 

Taş!  Kuru sahraları  cennet  edene kadar,

Haykır da  feriştehler desinler, acep ne var?

 

Mıknatıs  gibi çeksin, damarlarımda  kanlar,

Ki  şehidler, gâziler,  arş üstünde  bakan  var.

 

Görüyor, titriyorlar,âsil ruhlar ağlıyor,

Semadan yüreğime  ılık kanlar damlıyor.

 

Ecdatlarım  şâd olsun,şâd olsun  ruhlarınız,

Uyanacak  muhakkak elbet  torunlarınız.

   Genclik Merkezi

 

 

 

 
 
 

http://www.htmleditorx.tr.gg


SPIN PALACE CASINO shoutbox widget Online casino MAC CASINO New Zealand Online Casinos

 
 
 Copyright© 2011 ßy Genclikmerkezi.com